Daily Archives: Mart 10, 2007

mekke imamı Fatiha suresini ağlayarak okuyor !

ikram

Image Hosted by ImageShack.us
Yavuz Sultan Selim Han zamanında, İran Şahı kıymetli mücevherlerle süslü bir sandık hediye gönderiyor. Sandık açiliyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas, kadife kumaşlar çıkıyor. Fakat bir de pis bir koku yayılıyor. Dehşet bir koku, herkes burnunu tıkıyor. Neyse en alttaki bohçadan insan pisliği çıkıyor.. Yani Osmanlıya acayip bir hakaret!Cihan padişahı emir veriyor, herkes düşünsün, buna ince bir şekilde cevap vermemiz gerekir. Ve cihan padişahı yine çözümü kendisi buluyor. Aynı şekilde değerli mücevher ve kumaşlarla süslü bir sandık hazırlatıyor. İçine o zamanın Osmanlı İstanbul’unda imal edilen gül kokulu en nadide lokumlardan bir kutu hazırlatıyor, en altına da küçük bir pusula ve bir satır yazı gönderiyor. Şah sandığı açıyor. Açtıkça güzel bir koku ve en altta bir kutu lokum. Anlam veremiyorlar tabii. Bizim elçi yiyor önce, sonra oradakilere ikram ediyor. Kutunun içindeki pusulayı Şah okuyor:

Herkes yediğinden ikram eder.

Okumaya devam et

amenna

Image Hosted by ImageShack.us
AMENNA
ADALETİNE AMENNA AZAMETİNE AMENNA
AMA BİZ ACİZ KULLARINI MERHAMETLE YARGILA
SANA LAYIK KUL OLAMADIK(3)
DOĞRUYU BİTÜRLÜ BULAMADIK(3)
SÖZÜMÜZE SADIK KALAMADIK(3)
ŞİMDİ AFFETSEN BİZİ,MERHAMETİNE MUHTACIZ
ŞİMDİ AFFETSEN BİZİ,MAĞFİRETİNE MUHTACIZ
ADALETİNE AMENNA AZAMETİNE AMENNA
AMA BİZ MÜCRİM KULLARINI MERHAMETLE YARGILA
SANA LAYIK KUL OLAMADIK(3)
DOĞRUYU BİTÜRLÜ BULAMADIK(3)
SÖZÜMÜZE SADIK KALAMADIK(3)
ŞİMDİ AFFETSEN BİZİ,MERHAMETİNE MUHTACIZ
ŞİMDİ AFFETSEN BİZİ,MAĞFİRETİNE MUHTACIZ

YENİ! ay yüzlüm [abdurrahman önül] [by mimnun.wordpress]

ESSELAMU ALEYKUM

abdurrahman önül’ün ilahilerinden…muhteşem bir ilahi..müziği bile insanı alıp götürmeye yetiyor…videosunu nacizene biz yaptık ama,siz dinleyin bir çok seveceksiniz Allahın cc izniyle..

yabancıların dilinden Efendimiz [s.a.v.] – 1

Yabnacıların dilinden Efendimiz [s.a.v.] – 2

Yabancıların dilinden Efendimiz [s.a.v.] – 3

Sünnetin Çesitleri

Image Hosted by ImageShack.us
 
  Bütün bu tariflerden anladığımız hususları şu üç kısma irca’ edebiliriz:
a. Kavlî SünnetSünnet, Allah Resûlü’nün (sav) mübarek sözleridir; yani sünnetin bir bölümünü O’nun nurlu sözleri teşkil eder ki, bunlar, Kur’ân’da yer almayan, fakat bütün fukahâca fıkıh kitaplarına alınıp, pek çok hükme esas kabul edilen O’na ait nurefşan beyanlardır ki, misal olarak şunları zikredebiliriz:

a. Efendimiz (sav), “Varise vasiyet yoktur.”1 buyururlar. Yani, miras bırakan kimse, kendisine vâris olacak biri için mirasından vasiyette bulunamaz.

b. Yine, usûl-i fıkıhta yer alan bir başka mübarek sözlerinde Efendimiz (sav), “Zarar verme ve zarara zararla mukabele etme yoktur.”2 buyurmuşlardır. Yani, kimseye zarar verilemeyeceği gibi, birine zarar veren kişiye de zararla mukabele edilemez.

c. Allah Resûlü’nün bir diğer mübarek sözlerinde ise şöyle buyurulmaktadır: “Yağmurların ve akarsuların suladığı arazide öşür (onda bir), hayvanlar ile sulanan arazide öşrün yarısı (yirmide bir) zekât vardır.”3 Okumaya devam et

Ahmet, Muhammed, Mustafa (s.a.v.)

Image Hosted by ImageShack.us
Sonsuz rahmet, ehl-i Vefâ,
Ahmed, Muhammed, Mustafa.
Verir gönüllere safâ,
Ahmed, Muhammed, Mustafa!..

Yüzü kardan ve ay’dan ak,
Kerîm, cömert, Habîb-i Hak,
Varlık Nûru, Şâh-ı Levlâk,
Ahmed, Muhammed, Mustafa!..

Sevdasında genç ihtiyar,
Misli, dengi bulunmaz Yâr,
En güzel ve en bahtiyar,
Ahmed, Muhammed, Mustafa!

Bütün varlığa sebep,
Ümmetini düşünür hep,
Ahmed, Muhammed, Mustafa!..

Âlem halkına ziyâdır,
Bir Habîb-i Kibriyâdır,
Hem Sultanü’l-Enbiyâdır,
Ahmed, Muhammed, Mustafa!

Zaman mekân içinde Tek,
Bal akıtır petek petek,
Solmaz, pörsümez bir Çiçek,
Ahmed, Muhammed, Mustafa!

Güzellerden daha güzel,
Akşama, sabaha güzel,
Hep kul, hep Allah’a güzel,
Ahmed, Muhammed, Mustafa!

Rahmet hasta kalbe Tabîb,
Yerlere göklere Habîb,
En güzel ahlâka sahib,
Ahmed, Muhammed, Mustafa!

Sâdık Yâr, gönüller Mâhı,
Bütün Enbiyânın Şâhı,
İki Cihan Padişahı,
Ahmed, Muhammed, Mustafa!

Güneşe Ay’a fezadır,
Her türlü medhe sezâdır,
Şefî’i rûz-i cezâdır,
Ahmed, Muhammed, Mustafa!

O günleri gelir yâda,
Hem mîraç’ta, hem Hira’da,
Erdi en yüce murâda,
Ahmed, Muhammed, Mustafa!
Âlem bu yüzden var oldu,
Hak nuruna mazhar oldu,
Arza semaya Yâr oldu,
Ahmed, Muhammed, Mustafa!

Rabbinden Selâm getirdi,
Bir güzel Kelâm getirdi,
Nûn getirdi, Lâm getirdi,
Ahmed, Muhammed, Mustafa!

Sevdi hemen yetim diye,
Ümmetim, ümmetim, diye,
Kur’ân’ı etti hediye,
Ahmed, Muhammed, Mustafa!

Gülden, ipekten naziktir,
Bütün mahluka fâiktir,
Ledünnî ilme mâliktir,
Ahmed, Muhammed, Mustafa!

Tarih şunu söyler şimdi:
Kerimdi, benî Haşim’di,
Mâsum ve Dürr-i Yetîm’di,
Ahmed, Muhammed, Mustafa!

Arz’a, Semaya rahmettir,
Güneşe, Ay’a rahmettir,
Ey Can, Leylâ’ya rahmettir,
Ahmed, Muhammed, Mustafa!

Künhüne eremez kimse,
Eksik kalır ne dedimse,
Sahipti en derin hisse,
Ahmed, Muhammed, Mustafa!

Bir rahmet, bir sonsuz Nur’du,
Bütün âleme huzûrdu,
Hep kardeş olun buyurdu,
Ahmed, Muhammed, Mustafa!

Hep aşık, hep Hakk’a müştâk,
İncilerden, billurdan ak,
Sultan Nebî, Habîb-i Hak,
Ahmed, Muhammed, Mustafa!

Bilmez zulüm, bilmez cefâ,
Kerîm, cömert, ehl-i Vefâ,
Ey Necati, dâd-ı Hak’tır,
Ahmed, Muhammed, Mustafa!

Mustafa Necati Bursalı

sünnet nedir?

Image Hosted by ImageShack.us

Sünnet, lûgat mânâsı itibariyle, “gidişat, -iyi ya da kötü- takip edilen yol” demektir. Muhaddîsler, usûlcüler ve fukahâ ıstlahî mânâsı itibariyle sünneti, aşağıdaki ifadelerle tarif etmeye çalışmışlardır:
Muhaddîslere göre sünnet, “Ahkâma ve amele esas teşkil etsin etmesin, yaptıkları ve yapmaktan kaçındıklarıyla Allah Resûlü’nden (sav) -Hanefîler’in nokta-i nazarınca farz, vacib, sünnet, müstehab ve âdâp – bize intikal eden her şeydir.” Yani, Allah Resûlü’nün (sav) şemâilidir, hayat tarzıdır, sîretidir.Usûlcülerin sünnet anlayışı biraz daha farklıdır. Onlara göre sünnet, “Resûlullah’dan (sav) söz, fiil ve takrir olarak sâdır olan her şeydir.” Yani, Resûlüllah Efendimiz’in (sav) sözleri, davranışları ve ashâbında görüp de menetmediği veya sükûtla tasvip buyurduğu davranışlardır.

Fukahâ ise, sünnete bid’at mukabilinde ve teşrîe, yani farza, vacibe, harama esas teşkil etmesi açısından bakarlar. Bu mânâda sünnet, hadîsle aynı mânâda sayılabilir.

Hadîs, haber vermek ve haber, söz mânâsına bir isimdir. Daha sonraları, Efendimiz’e (sav) nisbet edilen her söz, fiil ve takrire hadîs denmiştir. İbn Hacer, “Şeriat örfünde hadîsten maksat, Efendimiz’e (sav) isnad edilen her şeydir.” der. Okumaya devam et