Daily Archives: Mart 24, 2007

MADINAH-TUN-NABI ilahisinin sözleri

Image Hosted by ImageShack.us
buraya tıklayarak ilahiyi dinleyebilisiniz…
https://mimnun.wordpress.com/2007/02/21/madinah-tun-nabi/
Madinah-tun-Nabi
Chorus:
Madinah Madinah
Madinah Madinah
Madinah Madinah
Madinah Madinah

The city of the Prophet where we all like to beMadinah-tun-Nabi

ChorusThe city that’s bright
Where you’ll become light
Of all worries and burdens
When you set sight your heart will delight
At the wonders of Madinah
Okumaya devam et

Hasret Gülleri

Image Hosted by ImageShack.us
 Ah efendim varsaydım yanına
Eşiğine yüz sürseydim kapına

Şefkatinden bileri mahrum etme sevgili
Sen vuslata ererken bize hasret gülleri

Ah efendim bir bilsen halimi
Esir almış şu nefsim bedenimi

06-40 Yaş

Peygamberimiz Dedesinin Himayesinde
Annesinin ölümünden sonra Peygamberimizi, dedesi Abdülmuttalib himayesi altına aldı. Bu dönemde Mekke’de bir kuraklık yaşandı ve çıkılan yağmur duasında Abdülmuttalib, torunu Hz. Muhammed’i vesile yaparak Allah’tan yağmur diledi ve anında yağmur yağmaya başladı. Yine Kâinatın Efendisi dedesi Abdülmuttalib’in yanındayken Yemen Hükümdarlarından Seyf bin Zîyezen isimli bir şahıs, Abdülmuttalib’e, yanında büyüttüğü torununun gelecekte bu ümmetin peygamberi olacağını bildirmiştir.
578 yılına gelindiğinde Peygamberimizin ilk hamisi olan dedesi de vefat etti.

Peygamberimiz Amcası Ebû Talib’in Yanında
Dedesinin ölümünden sonra Peygamberimizi, amcaları Ebû Talib, Ebû Leheb, Abbas, Zübeyr ve Hamza arasından Ebû Talib himayesine aldı. Bu dönemde Peygamberimiz, amcasının bütçesine katkıda bulunmak gayesiyle bir yıl koyun gütmüştür.  Fahri âlem Efendimiz, koyun güttüğü günlerin birinde, koyunlarını bir arkadaşına bırakarak bir düğüne katılmak istemiş, ama Yüce Allah Resûlünü haramlardan muhafaza etmiş ve düğün yerine geldiğinde Ona derin bir uyku vermiştir.
Peygamberimizin Amcasıyla Şam’a Gidişi Okumaya devam et

0-6 Yaş

Peygamberimizin Mübarek Nesepleri
Kainat yokken sadece O’nun (s.a.v.) nuru vardı. Muhammedî nur, nev-i beşerin yaratılmasıyla  ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Adem’e intikal etti. Sonraları nesilden nesile aktarılan nur, Hz. İbrahim’in alnında parladı. İbrahim aleyhisselâm’dan oğlu Hz. İsmail’e geçen bu  nur, Peygamberimizin yirminci dedesi olan Adnan’dan Kainatın Efendisi’ne geçerek, hakiki  sahibini buldu. Adnan dışında Peygamberimizin bilinen dedeleri; Kusay, Hâşim ve Şeybe (Abdülmuttalib)’dir.
Zemzem’in Yeniden Bulunuşu
Zemzem ilk olarak, Hz. İbrahim’in eşi Hz. Hacer’in oğlu Hz. İsmail için su ararken, Cebrail’in kendisine gelip ayağını yere vurmasını söyledikten sonra, Hz. Hacer’in ayağını yere vurmasıyla ortaya çıkmıştı. Lakin, zamanla Mekke’nin yerlisi olan Cürhümlüler düşman istilası önünden kaçarken, Kâbe’nin bütün kıymetli mallarını Zemzem kuyusuna atmış, kuyunun üstünü de toprakla örtüp, belirsiz bir hâle getirmişlerdi. O zamandan beri Zemzem’in ismi var, kendisi yoktu.
Peygamber Efendimizin dedesi Abdülmuttalib bir gün Kâbe’nin yanında uyuyordu. Bir rüya gördü. Rüyasında bir zât kendisine Zemzem bulup ortaya çıkarmasını söyledi ve yerini tarif etti. Rüyayı gören Abdülmuttalib, artık Zemzem’in yerini bulup kazmakla vazifelendirildiğini anlamıştı. Derhal araştırmaya koyuldu ve kendisine öğretilen yere gitti ve rüyada tarif edilen yeri buldu. Abdülmuttalib, hemen kazı işine başladı ve kısa zamanda hazineleri ve suyu ortaya çıkardı. Fakat bu işi yaparken Kureyşliler Abdülmuttalib’e zorluk çıkardılar ve çıkan hazinelerde kendilerinin de hakları olduğunu iddia ettiler. Okumaya devam et

Jashne Aamade Rasul [by aashiq al Rasul] [Rasul aşıkları]

Gönüllerin Efendisi’ni Sevmenin Alametleri Nelerdir?

“Ümmetimden beni çok seven kimseler bulunacaktır ki, onlar benden sonra gelecekler. Onlardan biri beni görebilmek için bütün aile ve malını feda etmek isteyecektir.” (Müslim)

Her soyut şeyin vücudu, var olduğu somut bazı alametlerinden anlaşılabilir; sevgi, şefkat, nefret, korku, iman, aşk vs… Bebeğinin en ufak bir gürültüsünde annesini yatağında fırlatan hâl şefkatin somutlaşması değil de nedir? Zaten ana demek de şefkatin somutlaşıp, ete kemiğe bürünmesi demek değil midir? Bunun gibi, her soyut şey somut alamet ve işaretlerle arz-ı endam eder, kendini gösterir…

Peygamber’e duyulan iştiyak da bazı emare ve işaretlerle kendini belli eder. Bir insanda bu vasıf ve haller varsa o, Peygamber’ini seviyor kanaati bizde hasıl olur. Nedir onlar? İsterseniz maddeler halinde sıralayalım.

1- RESULULLAH’I HERKESE VE HER ŞEYE TERCİH ETMEK:

Bir mümin için Allah Resulü (sas) kendi canından daha çok sevilmelidir. Kalbî alakada en büyük pay o aleyh-i ekmelü’t-tahiyya efendimiz olmalıdır. Ve bu sevgi bizi O’na her hususta itaat ve inkıyada götürmelidir. Yoksa, bir insanın Resul’ün aydınlık şehrahı haricinde bir yol, bir fikir akımı, bir ideoloji, bir izm’e kendini kaptırıp, arkasından da “Ben Resulullah’ı seviyorum” demesi kendi kendini avutmasıdır.

2- RESULULLAH’I ÇOK ANMAK: Okumaya devam et

Sevgi Sembollerinden Canlı Örnekler


Mehmet Paksu – Ocak 2002 Beyan Dergisi
Sevgi denince bu duygunun bir sembolü vardır. Bu duyguyu mükemmel manada yaşayan insanlar vardır. Sevginin sembolü iki cihan serveri Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, onu yaşayan bahtiyar nesil de Sahabilerdir. Onların hayatlarının hangi safhasını incelesek, hangi yönlerine baksak önümüze hep sevgi hâleleri çıkacak, sevgi ışıkları saçılacaktır. İşte onlardan sadece birkaç örnek. Buyurun okumaya, hayır hayır, okumaya değil, yaşamaya ve yaşatmaya…
Sevban’ın hüznü ve sevinci Sevban Yemen’liydi. Bir savaş sonrası esir olarak Mekke pazarına getirildi. Köle diye satılıyordu. Peygamberimiz parasını verdi, serbest bıraktı.
Peygamberimiz Sevban’a dünyaları bağışlamıştı. Gencecik insan sevincinden uçuyordu. Peygamberimize gönülden bağlandı, onu canından öte sevmeye başladı.
Peygamberimiz kendisine gayet samimi olarak şu teklifi yaptı:
“Sevban, istersen memleketine, ailene dön, onlarla yaşa, istersen bizim yanımızda kal, ehl-i beytimiz arasında bulun.” Bu teklif Sevban’ın dört gözle beklediği bir fırsattı. Başına talih kuşu konmuştu. Diğerini düşünmeden Peygamberimizin hizmetinde kalmayı severek, sevinerek kabul etti. Okumaya devam et

Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Hayatı Kronolojik Cetvel

M. 571-574

* Abdullah oğlu Muhammed (s.a.s.)’in doğumu. (12 Rebi’u’l-evvel, 20 Nisan 571)

* Dört yaşına kadar süt annesi Halime ile öz annesi Amine arasında gidip gelmesi.

* Göğüs yarma olayının gerçekleşmesi.

M. 575-576

* İki yıl annesiyle birlikte kalması.

* Annesiyle birlikte Yesrib (Medine)’deki dayılarının yanına gitmesi.

* Yesrib (Medine) dönüşünde annesinin Ebvâ’da otuz yaşındayken vefat etmesi ve oraya defin edilmesi. Hz. Muhammed s.a.s. o zaman altı yaşındaydı. (M. 576)

M. 577-578

* İki yıl dedesi Abdulmuttalib’in himayesinde kalması.

* Hz. Muhammed (s.a.s.)’in sekiz yaşında olduğu sırada dedesi Abdulmuttalib’in ölmesi. (M. 578)

M. 578-592

* Amcası Ebu Talib’in himayesine girmesi.
Okumaya devam et

Efendimiz a.s.m nin dua günlüğü

Kulun yaraticisi karsisinda takindigi tavra, yani O’nun karsisindaki durusuna ubudiyet denir. Kur’ân buna tesbih, hamd ve secde gibi isimler vermektedir. (Ra’d, 13/13, Isra, 17/44, Nur, 24/41) Bunlar, duanin çesitleridir. Hatta namaz ibadetini karsilamak üzere kullanilan salât tabirinin anlami da duadir.(1) Her güzel özellikte oldugu gibi ibâdet ve dua burcunun zirvesindeki Zat (s.a.s.)’in ifadesiyle ibadetin özü duadir.(2) Diger bir deyisle, bütün ibadetlerin irca edilecegi öz, duadir.
Aciz, fakir, muhtaç ve kendine yetmediginin suurunda olan kulun, tazarru, tezellül ve alçak gönüllülük içinde, Rahmeti Sonsuz’a yönelip, hâlini arz etmesinin ayri bir unvani sayilan dua, kulun Rabbi’ne karsi iman, güven ve itimadinin bir geregidir.
Dua sadece bir seyler istemek demek degildir. Bizi yaratan ve yasatan Sonsuz Kudret’in sahibi önünde, kendi aczimizi ve hiçligimizi anlamak, kendi kendimize yeterli olmadigimizi bilmektir. Bizi en iyi bilen Rabbimizin huzurunda iç dünyamizi serhetmektir.
Dua, dudaktaki sesler ve kelimeler degil, kalpteki iniltiler ile ruhtaki sizilardir. “Rabbinize yalvara yakara gizlice dua edin, muhakkak ki Allah, haddi asanlari sevmez. O’na korkarak ve umarak dua edin.” (A’raf, 7/55–56). Ve dua insanin deger ölçüsüdür: “De ki, eger duaniz olmasaydi Rabb’im size deger verir miydi?” (Furkan, 25/77).
Günümüzde, sadece bes vakit namazin veya belli bir kisim ibadetlerin sonuna sikistirilarak küçültülen dua, gerçekte hayatin ve hayat ötesinin en büyük lâzimidir. Aslinda yasadigimiz hayat, bastan sona duadan ibarettir. Dua, Riza-i Ilâhî’nin ve cennet yurdunun anahtaridir. Yine dua, kuldan Rabbe yükselen kulluk nisani, Rab’den kula inen rahmet simgesidir.(3) Daha dogrusu o, Allah’la kul arasindaki münasebetin tam odak noktasidir. Dua, imkân âlemi ile lâhut âlemini birlestiren ulvî bir miraçtir. Onun için de en makbul dua mü’minin miraci olan secdede yapilan duadir.(4) Ayrica dua ve tevekkül hayra meyletmeye büyük bir kuvvet verdigi gibi, istigfar ve tevbe dahi serre meyletmenin önünü keser, tecavüzünü kirar.
Rahmet elinin üzerimizde dolasmasi, dua sayesindedir. Yani dua, gazabin da paratoneridir. Beser imkâninin tükendigi noktada dua suuru baslar. Aslinda, ona baslangiç ve bitis noktasi tesbit etmek de imkânsizdir. Çünkü insanin duadan müstagni olacak bir ani bulunmamaktadir. O hâlde kul, kendisinden tecellileriyle bir an dûr olmayan Rabb’ine, duadan bir ân dûr olmamalidir. Okumaya devam et

dizeler dile geldi…

Image Hosted by ImageShack.us

Bu da Benim Düğünüm Olsun

Image Hosted by ImageShack.us
Gelirim ey dost; ayaklarım kanasa da dikenlerden, dar kafeslerden kurtulup, kırıp zincirlerimi yine Sana gelirim. Gelmesem Sana, Sensizlikten yok olurum. Yolunda ölmek için, Seni ararken, Sende tükenmek için gelirim. Yalınayak, başı açık dosta kavuşmanın hayaliyle çıktım yola. ‘Gül’e doğru savurdu rüzgâr beni. Dağın bağrındaki ateşten, kâinatı ısıtan güneşten sordum gül diyarını. “Güllerin Efendisi’nden destur almak için ne lâzım.” dedim. O’nun adını duyunca; dile geldi dağlar ve taşlar, tebessüm etti güneş. Hepsi bir ağızdan, “Teri gül kokan Gül Sultanı’ndan kabul görmek için seher kapılarının önünde kul olasın, bel kırıp boyun burasın. Hakk’a yönelip el pençe divan durasın.” dediler. Sonra, “İnsan olana saygı duyasın, kırık gönüllerde tahtlar kurasın, yaralı gönüllere muhabbetinle merhem olasın.” diye nasihatte bulundular. “Hakk’ın sadık dostuna, hidayetin güneşine, inayetin gözbebeğine, rahmetin timsaline, rububiyet saltanatının dellâlına, kâinatın muallimine, Habib-i Zîşan’a ve O’nun âline ve ashabına milyon kere salât ve selâm olsun.” dediler.

Âh Efendim, Can Efendim, Gül Efendim! Okumaya devam et

GÜNLÜK HAYATA AİT SÜNNET-İ SENİYYE

Image Hosted by ImageShack.us
 
1. Hayırlı işlerde sağı, adi işlerde solu kullanmak.
2. Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak.

3. Yemeğe besmele ile başlamak, Allah’ın sonsuz ikram ve nimetlerini tefekkür ederek yemek, sonunda da hamd etmek.

4. Yemekte tabağın kendi önümüze gelen tarafından yemek.

5. Yerde bir sofra bezinin üstünde yemek. İhtiyaç olduğu takdirde masada da yenilebilir.

6. Yemeğe sofradakiler ile beraber başlamak.

7. Acıkmadıkça yememek, tam doymadan yemeği bırakmak.
Okumaya devam et