Efendimiz a.s.m nin dua günlüğü

Kulun yaraticisi karsisinda takindigi tavra, yani O’nun karsisindaki durusuna ubudiyet denir. Kur’ân buna tesbih, hamd ve secde gibi isimler vermektedir. (Ra’d, 13/13, Isra, 17/44, Nur, 24/41) Bunlar, duanin çesitleridir. Hatta namaz ibadetini karsilamak üzere kullanilan salât tabirinin anlami da duadir.(1) Her güzel özellikte oldugu gibi ibâdet ve dua burcunun zirvesindeki Zat (s.a.s.)’in ifadesiyle ibadetin özü duadir.(2) Diger bir deyisle, bütün ibadetlerin irca edilecegi öz, duadir.
Aciz, fakir, muhtaç ve kendine yetmediginin suurunda olan kulun, tazarru, tezellül ve alçak gönüllülük içinde, Rahmeti Sonsuz’a yönelip, hâlini arz etmesinin ayri bir unvani sayilan dua, kulun Rabbi’ne karsi iman, güven ve itimadinin bir geregidir.
Dua sadece bir seyler istemek demek degildir. Bizi yaratan ve yasatan Sonsuz Kudret’in sahibi önünde, kendi aczimizi ve hiçligimizi anlamak, kendi kendimize yeterli olmadigimizi bilmektir. Bizi en iyi bilen Rabbimizin huzurunda iç dünyamizi serhetmektir.
Dua, dudaktaki sesler ve kelimeler degil, kalpteki iniltiler ile ruhtaki sizilardir. “Rabbinize yalvara yakara gizlice dua edin, muhakkak ki Allah, haddi asanlari sevmez. O’na korkarak ve umarak dua edin.” (A’raf, 7/55–56). Ve dua insanin deger ölçüsüdür: “De ki, eger duaniz olmasaydi Rabb’im size deger verir miydi?” (Furkan, 25/77).
Günümüzde, sadece bes vakit namazin veya belli bir kisim ibadetlerin sonuna sikistirilarak küçültülen dua, gerçekte hayatin ve hayat ötesinin en büyük lâzimidir. Aslinda yasadigimiz hayat, bastan sona duadan ibarettir. Dua, Riza-i Ilâhî’nin ve cennet yurdunun anahtaridir. Yine dua, kuldan Rabbe yükselen kulluk nisani, Rab’den kula inen rahmet simgesidir.(3) Daha dogrusu o, Allah’la kul arasindaki münasebetin tam odak noktasidir. Dua, imkân âlemi ile lâhut âlemini birlestiren ulvî bir miraçtir. Onun için de en makbul dua mü’minin miraci olan secdede yapilan duadir.(4) Ayrica dua ve tevekkül hayra meyletmeye büyük bir kuvvet verdigi gibi, istigfar ve tevbe dahi serre meyletmenin önünü keser, tecavüzünü kirar.
Rahmet elinin üzerimizde dolasmasi, dua sayesindedir. Yani dua, gazabin da paratoneridir. Beser imkâninin tükendigi noktada dua suuru baslar. Aslinda, ona baslangiç ve bitis noktasi tesbit etmek de imkânsizdir. Çünkü insanin duadan müstagni olacak bir ani bulunmamaktadir. O hâlde kul, kendisinden tecellileriyle bir an dûr olmayan Rabb’ine, duadan bir ân dûr olmamalidir.
Kula bakan yönüyle dua, istemektir. Ne var ki, çogu zaman istenilecek seyi isteme seklini bilemez de, istemede sû-i edepte bulunur. Daha açik bir ifade ile O’nun mutlak iradesini, kendi cüz’î iradesinin -hasa- uydusu olarak görmek ister. Süphesiz bu tavir ve niyetle yapilan dualar, Allah’la kul arasinda râbita olmaktan uzaktir.
Her konuda oldugu gibi bu hususta da ona en büyük yardimci Kur’ân-i Kerim ve Hadîs-i seriflerdir. Çünkü bize istemeyi veren Zât, nasil isteyecegimizi de ögretmistir. Kendisine en güzel ve en müessir dualar ögretilen kul ise süphesiz Allah Resulü (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ)’dir. Dua mecmualarina bakildiginda, duada dahi O’na ulasmanin mümkün olmadigi görülmektedir.(5) Öyle ise O’nun nasil dua ettigine bakilmalidir.
Bundan sonraki satirlarda Efendimizin bir günlük dualarindan seçmelerde bulunacagiz. Daha genis dua hazineleri ile karsilasmak, duanin adabi, çesitleri, icabet saatleri, büyük sahsiyetlerin dualari, duanin fizik ve metafizik dünyaya nasil bir tesirinin oldugu vb. birçok konuyu ögrenmek için dua mecmualarina müracaat edilmelidir.

Sabah Kalkinca
Sabah olunca O su duayi okurdu:
اللَّهُمَّ إِنِّي أَصْبَحْتُ أُشْهِدُكَ وَأُشْهِدُ حَمَلَةَ عَرْشِكَ وَمَلَائِكَتَكَ وَجَمِيعَ خَلْقِكَ أَنَّكَ أَنْتَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُكَ وَرَسُولُكَ
“Allah’im! Ben, sunu ikrar ederek sabahladim: Seni, arsinin hamelelerini, meleklerini ve bütün mahlûkati sahit tutuyorum ki, Sen kendisinden baska ilâh olmayan Allah’sin ve Muhammed Senin kulun ve resûlündür.”(6)
Efendimiz, bütün varligi, özellikle Allah’a en yakin olan melekleri ve varliga nezaret eden sekene-i semavati kendisine sahit tutmakta ve Cenâb-i Hakk’a arz edecegi hamdini, onlarin soluklarina katip öyle arz etmektedir. Efendimizin bu tavrindan su anlasiliyor: Büyüklerin kapilari çalinirken, evvela tokmaga dokunacak bir el aranmalidir. O’nun içindir ki Hz. Ömer (r.a.), Medine’de kitlik olunca, Hz. Abbas (r.a.)’i elinden tutup bir tepeye çikarmis, o elleri havaya kaldirarak dua etmis ve söyle yalvarmisti: “Allah’im! Su Sana kalkan eller, Sen’in Habibinin amcasinin elleridir. Bu el hürmetine yagmur ver!” Ve daha el asagiya inmeden yagmur yagmaya baslamisti.”(7) Bu bir Ömer (r.a.) ferasetidir ve dersini, Efendimizin duasina ve yakarislarina meleklerin soluklarini katmasindan almistir.
Allah Resûlü’nün sabah yaptigi dualar arasinda su da vardir: “Ey semâvât ve yeri yaratan, gayb ve sahâdet âlemini bilen, celâl ve ikram sahibi Allah’im! Sana su dünya hayatinda bagliligimi ilân ediyor ve Sen’i buna sahit tutuyorum, Sen sahit olarak yetersin.”(8)
Bu duada Esma-i Ilahî’den ‘Fâtir’ isminin kullanilmasi anlamlidir. Sanki söyle denilmektedir: “Gökleri ve yeri fitrata göre yaratan, onlari fitrat kanunlarina açik hâle getiren Sensin. Bu fitrat kanunlari içinde, tibbin, fizigin, kimyanin, astrofizigin, astronominin kendilerine göre kanunlari vardir. Sanki her sabah bu kanunlar yenileniyor ve varliga açik hale geliyorlar. Bunlara, bu düzeni ve bu temiz çehreyi veren Sensin!”

Elbise Giyerken ve Yemek Yerken
‘Biz’ dâhil bizim zannettigimiz her seyin gerçek sahibi süphesiz Allah’tir. O’nun yardim ve ‘atâ’si olmadan hiçbir sey kazanmamiz mümkün olmayacagi gibi ne nefes alabilir, ne yemek yiyebilir, ne de yürüyebiliriz. Fakat nedense insan ‘benim ve O’nun’ der Allah’in mülküne ortak olmak ister ve “Ben kazandim, ben elde ettim, ben basardim, su benim…” diyerek büyük bir gurur, gaflet ve bazen sirk içine düser. Iste insanligi böyle bir tehlikeden kurtarmak isteyen Hz. Peygamber (s.a.s.), her nimet karsisinda ona uygun bir sekilde dua eder ve tevhidi her çesidiyle tonlu bir sekilde vurgulardi. Mesela güzel bir elbise giyerken veya yemek yerken su dualarina sahit olunmaktadir:
الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي كَسَانِي هَذَا الثَّوْبَ وَرَزَقَنِيهِ مِنْ غَيْرِ حَوْلٍ مِنِّي وَلَا قُوَّةٍ
“O Allah’a hamdolsun ki, benden herhangi bir havl ve kuvvet olmaksizin bu elbiseyi bana giydirdi ve (bunu) bana rizik olarak verdi.”(9)

Yemek Duasi
Yemek duasi üç kelime ile özetlenebilir: Zikir, fikir, sükür. Yani yemek yemege baslamadan “bismillah” der; yemek esnasinda kendisine bu nimetleri veren Rezzak-i Kerimin nimet ve fazlini tefekkür eder, yemekten sonra da su duayi okur:
الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَطْعَمَنَا وَسَقَانَا وَجَعَلَنَا مُسْلِمِينَ
“Bizi nimetleriyle yediren, içiren ve bizi Müslüman kilan Allah’a hamd olsun.”(10)

Ezandan Sonra
Ezan, günde bes defa okunan ve içerigi Islâm’in temellerini anlatan; bütün Müslüman topluluklarda ayni cümlelerle okunan adeta semavî bir sofraya yapilan Ilahî bir davettir. Bu çagriyi bize talim eden Kâinatin Efendisi’dir. Öbür tarafta elimizden tutacak da O’dur. Bu noktaya vurgu yapan ve ezandan sonra okunacak su duayi da yine O bize talim etmistir:
اللَّهُمَّ رَبَّ هَذِهِ الدَّعْوَةِ التَّامَّةِ وَالصَّلَاةِ الْقَائِمَةِ آتِ مُحَمَّدًا الْوَسِيلَةَ وَالْفَضِيلَةَ وَابْعَثْهُ مَقَامًا مَحْمُودًا الَّذِي وَعَدْتَهُ
“Ey bu kâmil davetin ve kilinacak namazin rabbi olan Allah’im! Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’e Vesile’yi ve Fazilet’i lütfet ve O’nu kendisine vadettigin Makam-i Mahmud’a ulastir.”(11)

Eve Girerken / Çikarken
Ev hayatinin insan için çok önemli bir yeri vardir. Hayatimizin büyük bir kismi evde geçmektedir. Sadece ihtiyaç nispetinde disari çikar ve sonra tekrar oraya döneriz. Ev halkinin yani sira, melekler, diger ruhanîler, gözle gördügümüz veya göremedigimiz birçok varlik bu mekâni bizimle paylasir. Ev dinlenme yeri, egitim yuvasi ve mahremiyetler ocagidir. Orada olup biten seylerin hep iyilik ve güzellik kusaginda olmasi bütün toplum hatta insanlik için hayatî öneme sahiptir. Öyle ise her isimizde oldugu gibi eve girerken de Rabbimize siginmali ve O’na dayanmaliyiz. Efendimiz (s.a.s.) eve girip çikarken bu muhtevayi tasiyan dualar okurdu. Iki tanesini vermekle yetiniyoruz:
Eve girerken:
اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ خَيْرَ الْمَوْلَجِ وَخَيْرَ الْمَخْرَجِ بِسْمِ اللَّهِ وَلَجْنَا وَبِسْمِ اللَّهِ خَرَجْنَا وَعَلَى اللَّهِ رَبِّنَا تَوَكَّلْنَا ثُمَّ لِيُسَلِّمْ عَلَى أَهْلِهِ
“Allah’im! Her giris ve çikisimda senden hayir diliyorum. Allah’in adiyla evimize girer, Allah’in adiyla çikariz ve sadece Rabbimize dayanip güveniriz. Sonra da ev halkina selam versin”(12)
Evden çikarken:
بِسْمِ اللَّهِ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللَّهِ لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ
“Allah’in adini anarak (evimden çikiyorum) ben, Allah’a dayanip tevekkül ettim. (Her türlü bela, musibet ve olumsuzluklardan uzaklasmak; hayir ve güzelliklere nail olmak ancak Yüce ve azamet sahibi) Allah’in havl ve kuvvetiyledir. “(13)

Helâya Girerken
Helâ, banyo, hamam vb. yerler necaset ve pis kokularin bulundugu mekânlardir. Eskiye nazaran günümüzde temizlik malzemeleri daha çok gelismis olmasina ragmen bu mekânlarin evin diger yerleri kadar temiz tutulmalari mümkün görünmemektedir. En azindan psikolojik açidan yeterince temiz olmadiklari duygusu hep hâkimdir. Ve insanlara psikolojik açidan zarar veren, basta cinler olmak üzere, ser ruhlar bu tür yerlerde daha çok bulunurlar, buralar onlarin hâkimiyet sahasidir. Hatta bazilarinin gidasi necis seylerdir ve pis kokulardan hoslanirlar.
Iste bu yerlere girerken zarar görmeden çikabilmek için Efendimiz (s.a.s.) su dualari okur ve ümmetine talim buyururdu:
اللَّهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ الْخُبُثِ وَالْخَبَائِثِ
“Allah’im! Her türlü pislikten ve pis olan seylerden (bütün seytanlarin serrinden) sana siginirim.”(14)
Helâdan çikarken ise su duayi okurdu:
الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَذْهَبَ عَنِّي الْأَذَى وَعَافَانِي
“Benden eziyeti gideren ve afiyet ihsan eden Allah’a hamdolsun.”(15)

Yola Çikarken
Ne kadar konforlu olursa olsun, her yolculuk beraberinde bazi sikintilar tasimaktadir. Her ayrilik acidir, ister evdeki kediden olsun ister canandan… Ayrica yolculuklar sürprizlere gebedir, yabanci diyarlarda ne ile karsilasacagimizi bilemeyiz, gidip dönmemek de var… Geride kalanlar için de ayrilik her zaman acidir. Hele yolculuga çikan evin reisi baba veya temel diregi anne ya da evin cigerpareleri evlatlar ise… Bu ve benzeri durumlardan ötürü her yolculuk bir dua vaktidir. Onun için Efendimiz (s.a.s.) yola çikmadan dua ettigi gibi, yolculuk boyunca veya oraya vardiktan sonra ya da nahos bir durumla karsilasinca, hatta bir yükseklige çiktiginda veya indiginde çesitli dualar etmistir. Biz sadece yolculuga çikmadan yaptigi dualardan birini kaydetmek istiyoruz: “Üç defa ‘elhamdülillah’, üç defa ‘Allahu ekber’ der sonra su dua ayetini okur:
َ سُبْحَانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هَذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ وَإِنَّا إِلَى رَبِّنَا لَمُنْقَلِبُون
“Bu (vasitayi) bizim hizmetimize veren Allah’in sani yücedir, yoksa biz buna takat getiremez, güç yetiremezdik. Biz elbette Rabbimize dönmekteyiz.” (Zuhruf, 43/13–14)
اللَّهُمَّ أَنْتَ الصَّاحِبُ فِي السَّفَرِ وَالْخَلِيفَةُ فِي الْأَهْلِ اللَّهُمَّ ازْوِ لَنَا الْأَرْضَ وَهَوِّنْ عَلَيْنَا السَّفَرَ
“Allah’in adiyla. Allah’im! Yolculukta arkadas, ailede vekil Sensin. Allah’im! Bu seferimizde Senden birr u takva ve razi oldugun ameller istiyoruz. Allah’im! Bu yolculugun uzakligini bize yaklastir ve onu kolaylastir.”(16)
Aksirma / Hapsirma Esnasinda
Tabiatimiz icabi karsilastigimiz olaylardan biri de hapsirmadir. Yalnizken veya baskasinin yaninda, ya da baskasi bizim yanimizda böyle bir durumla karsilasabilir ve kaçinilmaz olarak sesli oldugundan etraftakiler duyar. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bu durumda hapsiranin nasil dua edecegini ve yanindakilerin ona nasil mukabelede bulunacagini uygulamali bir sekilde göstermis, bu sekilde davranmayanlari da ikaz etmistir. Dua ve cevabi kisaca su sekildedir:
Aksiran kimsenin; ‘Elhamdulilllah’ “Allah’a hamd olsun” demesi, onu isiten kimsenin de: ‘Yerhamukellah’ “Allah sana merhamet etsin” demesi gerekir. Aksiran kisi, kendisine ‘Yerhamukeallah’ denildigini duyunca: ‘yehdiyekumullah ve yüslihu balekum’ “Allah bize ve size hidayet versin” veya “Yehdikumullahu ve yuslihu balekum” “Allah, size hidayet etsin ve islerinizi düzeltsin” demelidir.(17)

Namazdan Sonra / Tesbihât
Duanin kabule en yakin oldugu zaman dilimlerinin ilk siralarinda, farz namazlarin hemen arkasinda yer alan vakit yer almaktadir. Zira kisi dinin diregi olan namazla günahlarindan arinmis, secdeleriyle Rabbine en yakin yere ulasmis, duygu yüklü bir ruh atmosferine girmis ve henüz günah islemeye firsat bulamamistir. Bu durumu elbette iyi degerlendirmek gerekir. Yapilacak en güzel sey, deger ölçümüz olan duaya sarilmak ve evrensel koroya katilip Rabbimizi tesbih etmektir. Iste ilk dönemlerden günümüze kadar uygulanan namaz tesbihâti, tesbih, hamd, tekbir, salâvat, esma-i hüsna gibi dua ve zikrin degisik sekil ve unsurlarinin yaninda, basli basina bagimsiz bir dua kismini da ihtiva etmesiyle yapilacak bu en güzel isin tanzim edilmis seklidir. Tesbihat genelde bilindigi ve konuyla ilgili mecmualar tertip edildigi için fazla teferruata girmek istemiyoruz.

Aksam Oldugunda
Günes dogarken, sabahin ilk vakitlerini degisik dualarla taçlandiran Allah Resulü, günes batarken ve ortaliga karanlik çökerken de dua ederdi. Adetâ bu dualar O’nun gündüzünün ve gecesinin kandilleri olurdu. Ve O, kandilleri yakmayi hiç ihmal etmezdi. Ezcümle söyle derdi:
اللَّهُمَّ إِنِّي أَصْبَحْتُ أُشْهِدُكَ وَأُشْهِدُ حَمَلَةَ عَرْشِكَ وَمَلَائِكَتَكَ وَجَمِيعَ خَلْقِكَ أَنَّكَ أَنْتَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُكَ وَرَسُولُكَ
“Allah’im! Sen’den baska ilah olmadigina, birligine ve serikin olmadigina ve Muhammed’in Sen’in kulun ve Rasulün olduguna, Sen’i, hamele-i arsini, meleklerini ve bütün mahlukâtini sahit tutarak aksamladim.”(18)

Uykudan Önce
Uyku ölümün küçük kardesidir.(19) Insan uykuya girerken bu suur içinde girmelidir. Zira bu göz kapayis, onun için dünyaya ait bir son olabilir. Öyle ise yataga gafletle degil, uyanik bir suur ve dikkatle girmelidir.
Allah Resulü (s.a.s.) yataga girmeden evvel çogu zaman sunlari okurdu: Bakara sûresinin bas kismi ve son üç âyeti (amenerrasulü)(20), Âyet’el-Kürsî(21), Yâsîn sûresi(22), Secde sûresi(23) ve Mülk sûresi.(24) Ardindan üçer defa olmak üzere Ihlas ve Muavvizeteyn sûrelerini ve bir defa da Kâfirûn sûresini okur(25); sonra da ellerini birlestirerek avucuna üfürür ve ellerini vücudunun ulasabildigi her noktaya sürerdi.(26) Baska dualar da okudugu hadis kitaplarinda rivayet edilmektedir.
Yatagina girdikten sonra da 33 defa ‘Sübhanallah’, 33 defa ‘Elhamdülillah’ ve 33 (bir rivayette 34) defa ‘Allahu ekber’ der ardindan da birçok dua okurlardi.(27) Bu dualardan birisi de sudur:
اَللَّهُمَّ أَسْلَمْتُ وَجْهِي إِلَيْكَ وَفَوَّضْتُ أَمْرِي إِلَيْكَ وَأَلْجَأْتُ ظَهْرِي إِلَيْكَ رَغْبَةً وَرَهْبَةً إِلَيْكَ لَا مَلْجَأَ وَلَا مَنْجَا مِنْكَ إِلَّا إِلَيْكَ اللَّهُمَّ آمَنْتُ بِكِتَابِكَ الَّذِي أَنْزَلْتَ وَبِنَبِيِّكَ الَّذِي أَرْسَلْتَ
“Yüzümü Sana çeviriyor ve islerimi Sana havale ediyorum. Hem korkarak hem de ümit ederek sirtimi Sana dayiyorum. Senden ancak yine Sana siginilir, baska siginak yoktur. Allah’im! Indirdigin kitaba ve gönderdigin Nebî’ye îmân ettim.”(28)

Gece ve Seher Vakti
Dua, hemen her yer, zaman ve pozisyonda yapilabilir. Ancak Kur’ân ve hadiste, seher vakitlerinde dua ve istigfarda bulunulmasi tavsiye ve tesvik edilmistir. Cennet ehli ve öte dünya nimetlerine nail olanlar anlatilirken bu durum, özellikle hatirlatilmistir. “Sabredenleri, dogru olanlari, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranlari, Allah için (mallarini) harcayanlari ve seherlerde istigfar edenleri (Allah görmektedir)” (Al-i Imran, 3/17) “(Cennetlikler) geceleri pek az uyurlardi. Seherlerde istigfar ederlerdi.” (Zariyat, 51/17–18)
Seherlerin dua için tercih edilmeleri bazi sebeplere dayanmaktadir. Sükûnet ve müsbet duygu yogunlugunun yani sira, o saatlerde Rabb’in dünya semasina nüzûl buyurmasi ve her gece var olan icabet saati, tercih edici faktörlerin basinda gelmektedir. Gecenin belli bir saatinden sonra, uyku ve rahatini terk edip namaz kilan, Kur’ân okuyan ve günahlarina gözyasi döken mü’minin kalbi yumusamis ve dua firsatini yakalamistir. Nitekim Rahmet nebisi, “Kalbiniz merhametle yumusadigi zaman dua etme firsatini kaçirmayin. Çünkü kalp yumusakligi Allah’in rahmetindendir”(29) buyurmaktadir. Zaten insana düsen, Ilahî rahmet ve merhamete davetiye çikarmak, rahmet kapisini çalmak, yani dua etmektir. Sems-i Tebrizî (645/1247) söyle diyor: “Rahmet deryasi daima cosmak, dalgalanmak ister. Bunu yapacak olan da senin yalvarman, aglayip feryad etmendir. Senin gaminin bulutlari gelmeyince Ilahî marifetin deryasi dalgalanmaz, cosup köpürmez.”(30) Iste gece ibadetini takip eden seher vakti, böyle bir firsatin dogdugu an, yani rahmet kapisini çalmanin tam zamanidir.
Peygamber Efendimiz teheccüd namazi için kalkisini su duâ ile süslerdi:
اللَّهُمَّ رَبَّنَا لَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ قَيِّمُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلَكَ الْحَمْدُ أَنْتَ رَبُّ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَنْ فِيهِنَّ
“Allah’im! Sana hamdolsun. Sen semâlari, yeri ve içindekileri ayakta tutan ‘Kayyûm’sun. Sana hamdolsun. Sen semâlarin, yerin ve içindekilerin hakiki sahibi olan Melik’sin. Sana hamdolsun, Sen semâlarin, yerin ve içindekilerin Nûrusun….”(31)
Geceleri, giyaplarinda, ashabina dua etmeyi de ihmal etmezdi. Giyabinda baskasi için yapilan dua kisiye günahsiz dille dua etme seklinde nitelendirilmistir. Günah isleyen kimseye giyabinda dua edilirse, o kimse günahsiz bir dille dua etmis olur. Çünkü dua eden, islenen günahtan sorumlu degildir. Ebû Said el-Hudrî (r.a.), “Bir gün, aksamdan sabah fecir doguncaya kadar Resülullah (s.a.s.)’in gece ibadetini gözledim. “Allah’im! Osman b. Affan… Ben ondan raziyim.” diye dua ettigini gördüm,” diyor.(32) Enes b. Malik de geceleri birbirlerine söyle dua ettiklerini söyler: “Allah size iyi kisilerin namazini ihsan etsin. Onlar ki, gece ibadet eder, gündüz oruç tutar ve günah islemezler.”(33)

Sonuç
Bu kisimda Peygamber Efendimiz (s.a.s.) in günün her saatine yayilan ve bazen sayilari yüzleri asan tevbe ve istigfarlarindan söz etmek istiyoruz. Bilindigi gibi -eger varsa- O’nun gelmis geçmis bütün günahlari affedilmisti (Fetih, 48/2). Buna ragmen gün içinde sik sik tevbe istigfar eder ve “Allah’im! Bana magfiret ve merhamet et, süphesiz Sen merhametlilerin en merhametlisisin” derdi. Konuyla ilgili bir hadis-i serifte söyle buyuruyor: “Gerçek su ki, bazen kalbime bulaniklik çöküyor. Ve süphesiz ki ben, Allah’a günde yüz defa istigfar ederim.”(34) Bu hadis-i serif su sekilde yorumlanmistir:
1. Efendimiz (s.a.s.) manevî derecelerinde devamli yükselmekteydi; bir makamdan daha üst makamlara yükseldikçe, evvelki makamdan ötürü istigfar ederdi.
2. Kul ubudiyet makamlarindan hangisinde bulunursa bulunsun, onun bu hali, Allah’in kibriya ve celaliyle karsilastirildiginda yeterli degildir. Iste Cenab-i Hakk’in Efendimize hitaben “Bil ki, Allah’tan baska hiçbir ilah yoktur ve hem kendi günahlarin hem de mümin erkek ve mümin kadinlarin günahlari için istigfar et!” (Muhammed, 47/19) buyurmasindaki sir da budur. Zira Efendimizin makamlari ne kadar yüksek olsa da, kendisine devamli olarak daha yüksek makamlar gösterilmekte ve O, önceki makamlarin Allah’a karsi lâyik bir kulluk makami olmadigini anlayarak devamli istigfar etmekteydi.
Efendimizin bu durumu bizleri tevbe ve istigfara tesvik etmenin yaninda O’nun müstesna konumuna uygun bir sekilde yorumlanmasi gerekir.

Prof.Dr Abdulhakim YÜCE
Yeni Ümit Dergisi ,05-01-2007
http://www.yeniumit.com.tr
Y. Y. Ü Ilahiyat Fak. Ögrt. Üyesi
ayuce@yeniumit.com.tr

DIPNOTLAR
1. Cürcanî, Ta’rifat, Tesbih md.
2. Tirmizî, Daavat, 1.
3. Deylemî, el-Firdevs, II, 224.
4. Müslim, Salat, 215; Nesaî, Mevakit, 35.
5. F. Gülen, Sosuz Nur, II, 252.
6. Ebû Davud, Edep, 101; Tirmizî, Daavat, 79.
7. Kenzu’l-Ummal, XIII, 504.
8. Müsned, I, 412.
9. Ebu Davud, L;bas, 11.
10. Ebû Davud, At’ime:15.
11. Buharî, Ezân, 8.
12. Ebû Davud, Edeb, 112.
13. Tirmizî, Daavat, 34.
14. Ibn Mace, Taharet, 9.
15. Ibn Mace, Taharet, 10.
16. Müslim, Hacc, 425; Tirmizî, Daavat, 41.
17. Buharî, Edep, 125.
18. Ebû Davud, Edep, 101.
19. Ebû Nuaym Hilye, VII, 90.
20. Darimî, Fezailu’l-Kur’an, 14.
21. Tirmizî, Fezailu’l-Kur’an, 2.
22. Mecmau’z-Zevaid, VII, 97.
23. Tirmizî, Fezailu’l-Kur’an, 8.
24. Tirmizî, Fezailu’l-Kur’an, 8.
25. Ebû Davud, Edep, 108; Tirmizî, Daavat, 22.
26. Tirmizî, Daavat, 21.
27. Buharî, Daavat, 11; Müslim, Zikir, 80.
28. Buharî, Daavat, 6–7; Tirmizî, Daavat, 16.
29. Aclûnî, Kesfu’l- Hafa, I, 149; Ayrica bkz. Sühreverdî, Avarifu’l- Maarif, 22. bab, s. 224.
30. Sems-i Tebrizî, Makalat, I, 351:
31. Buharî, Teheccüd, 1; Müsned, I, 358.
32. Ebû Ca’fer Ahmet et- Taberî, er-Riyadu’n- Nedire fi Menakibi’l- Asere, III, 29.
33. Ebû Nuaym, Hilye, II, 34.
34. Müslim, Zikir: 41; Ebû Davud, Vitr: 26.
hzmuhammed.net

One response to “Efendimiz a.s.m nin dua günlüğü

  1. ALLAH SİZDEN RAZI OLSUN SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZİN YAPTIĞI DUALARI BİLMİYORDUM AMA ÖNCE ALLAHIN SONRA SİZİN SAYENİZDE ÖĞRENDİM SİZE ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM RABBİM İNŞAALLAH YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE GÜNAHLARIMIZI AFFEDER

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s