Bediüzzaman Hazretlerinin vefatı münasebetiyle…

Image Hosted by ImageShack.us
 Tarihçe-i HayatıBediüzzaman Said Nursî, yüzyılımızın yetiştirdiği önde gelen İslâm mütefekkirlerinden biridir. 1873´da Bitlis´in Hizan kazâsına bağlı İsparit nahiyesinin Nurs köyünde dünyaya gelmiş, 23 Mart 1960´da Şanlıurfa´da hakkın rahmetine kavuşmuştur.

Keskin zekâsı, hârikulâde hafızası ve üstün kabiliyetleriyle çok küçük yaşlardan itibaren dikkatleri üstünde toplayan Said Nursî, normal şartlar altında yıllar süren klasik medrese eğitimini üç ay gibi kısa bir zamanda tamamlamıştır. Gençlik yıllarını alabildiğine hareketli bir tahsil hayatı ile değerlendirmiş; ilimdeki üstünlüğünü, devrin ulemâsıyla çeşitli zeminlerde yaptığı münâzaralarda fiilen ispatlamıştır. Bu meziyetleriyle ilim çevresine kendisini kabul ettirerek, “Bediüzzaman”, yani, “çağın eşsiz güzelliği” lâkabı ile anılmaya başlamıştır.

Said Nursî, medrese eğitimiyle dînî ilimlerde kazandığı ihtisası, çeşitli fenlerde yaptığı tetkiklerle tamamlamış; bu arada devrinin gazetelerini takip ederek ülkedeki ve dünyadaki gelişmelerle ilgilenmiştir. Diğer taraftan, doğup büyüdüğü şark topraklarının sıkıntı ve problemlerini bizzat yaşayarak gören Said Nursî, en zaruri ihtiyacın eğitim olduğu kanaatine varmış; bunun için de şarkta din ve fen ilimlerinin birlikte okutulacağı bir üniversite kurulmasını temin için yardım istemek maksadıyla 1907´de İstanbul´a gelmiştir. İstanbul´da ilim dünyasına kendisini kısa bir sürede kabul ettiren Bediüzzaman, çeşitli gazetelerde yazdığı makalelerle, o günlerde Osmanlıyı ve İstanbul´u çalkalayan hürriyet ve meşrûtiyet tartışmalarına katılmış; meşrûtiyete İslâm nâmına sahip çıkmıştır. 1909´da patlak veren 31 Mart Olayında yatıştırıcı bir rol oynamış; buna rağmen haksız ithamlarla Sıkıyönetim Mahkemesine çıkarılmış, ancak burada yaptığı ateşli bir savunmadan sonra beraat etmiştir. Bu hadiseden sonra İstanbul´dan ayrılarak şarka dönmüştür.

Birinci Dünya Savaşının patlak verdiği günlerde Van´da bulunan Bediüzzaman, talebeleri ile birlikte gönüllü milis alayları teşkil ederek cepheye koşmuştur. Vatan müdâfaasında çok büyük hizmeti geçmiş; savaşta birçok talebesi şehit olmuş; kendisi de Bitlis müdâfaası sırasında yaralanarak esir düşmüştür. Yaklaşık üç yıl Rusya´da esaret hayatı yaşadıktan sonra Rusça bilmediği ve yalnız olduğu halde Varşova, Viyana ve Sofya yoluyla İstanbul´a firar etmiştir.

İstanbul´da devlet ricâlinin ve ilim çevrelerinin büyük teveccühüyle karşılanmış; o zamanın en yüksek ilim ve diyanet meclisi olan Dârû’l-Hikmeti’l İslâmiye âzâlığına tayin edilmiştir. Bu devrede, resmi vazifesinden aldığı maaşla kendi kitaplarını bastıran ve bunları parasız dağıtan Bediüzzaman, İstanbul´un işgâli sırasında İngilizlerin aleyhinde neşrettiği Hutuvât-ı Sitte adlı broşürle büyük hizmet etmiş ve işgâl kuvvetlerinin kötü emellerini şiddetlibir dille açığa çıkarmıştır. Bu gibi hizmetleri Anadolu´da kurulan Millet Meclisinin takdirini kazanmış ve dönemin meclis heyeti tarafından ısrarla Ankara´ya davet edilmiştir.

Bu mükerrer davetler neticesinde 1922 sonlarında Ankara´ya gelmiş ve Mecliste resmi bir hoşâmedi merasimiyle karşılanmıştır. Ankara´da kaldığı günlerde, yeni kurulan devlete hâkim olan kadronun dîne karşı lâkayd olduğunu görünce, on maddelik bir beyanname hazırlayarak Meclis âzâlarına dağıtmıştır. Bu beyannamede, yeni inkılâbın mimarlarını İslâm şeâirine sahip çıkmaya çağırmış; akabinde bir kaç görüşme yapmış: Kendisine sunulan; şark umûmi vaizliği, milletvekilliği ve Diyânet âzâlığı tekliflerini kabul etmeyerek Van´a dönmüştür.

O sıralarda çıkan Şeyh Said isyanıyla hiçbir ilgisi olmadığı, hatta isyan öncesinde kendisinden destek isteyen Şeyh Said’i bu niyetinden vazgeçirmeye çalıştığı halde, Bediüzzaman isyan sonrasında, Van´da ikamet ettiği uzlethânesinden alınarak Burdur´a oradan da Isparta2nın Barla nâhiyesine nefyedilmiştir.

Artık Bediüzzaman için ömrünün sonuna kadar sürecek olan 35 senelik sürgün ve istibdât hayatı başlamıştır. Fakat Bediüzzaman Said Nursî boş durmamış Barla´da “mânevî cihad” hizmetini başlatmış, birbiri peşi sıra telif ettiği eserlerde Kur´an´dan aldığı ders ve feyizle îman esaslarını terennüm etmiştir. Bu eserler, îmânını tehlikede hisseden halkın büyük teveccüh ve rağbetine mazhar olmuş; elden ele dolaşarak hızla yayılmıştır. O dönemde elle yazılarak çoğaltılan risâlelerin toplam sayısı 600.000´i bulmuştur. Başlattığı hizmetin halka mal olması, devrinin idarecilerini rahatsız ettiğinden 1935’te Eskişehir, 1943’te Denizli, 1947´de Afyon, 1952´de İstanbul mahkemelerine çıkarılmıştır. Bu mahkemelerin tümünde beraat etmiş olduğu halde Kastamonu´da, Afyon Emirdağı´nda, Ve Isparta Barla´da sıkı tarassud ve takip altında yaşamaya mahkum bırakılmıştır.

Ömrünün son günlerine kadar keyfî muamele ve eziyetlerden kurtulamayan Bediüzzaman, buna rağmen, îman hizmetini büyük bir bağlılık ve kararlılıkla devam ettirmiş ve o zor şartlar altında telif ettiği 6000 küsür sayfalık Risâle-i Nur; külliyatını tamamlamaya muvaffak olmuştur. Kur´an´daki îman hakikatlarını bu asrın idrâkine uygun ve iknâ edici bir üslûbla aklen ve mantıken izah ve ispat eden ve vehbî olarak kaleme alınan bu eserler, onun çileli hayatının en güzel meyvesidir.

Bediüzzaman Said Nursî’nin temellerini attığı îman ve İslâm hizmeti vefatından sonra devam etmiş bütün memlekete ve dünyaya yayılmıştır. Bugün Türkiye ve tüm dünyada Risâle-i Nur hizmeti, sayıları milyonları aşan Nur talebeleriyle hızla sürmektedir.

Kaynak : http://www.nur.org
ibret.net

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s