Daily Archives: Mart 27, 2007

AHDE VEFASI


Ebû’l Hamsa oğlu Abdullah diyor ki:

“Muhammed (S.A.V) ile bir satış muamelesi yapmıştım. Kendisine “Biraz bekle gelirim.” dedim; unutmuşum. Üç gün sonra hatırlayıp gittiğimde O’nu aynı yerde gördüm. Beni görünce sadece: “Bana eziyet ettin, üç gündür seni bekliyorum.” mukabelesinde bulundu.

Yaşlı bir kadın, Resûl-ü Ekremin (S.A.V) ziyaretine gelmişti. Efendimiz sordu:

– Sen kimsin?

– Müzeyne’den Cüsâme.

– Sen Hassâne misin, nasılsınız, ne haldesiniz, bizi görmeyeli ne yapıyorsunuz?

– Anam, babam feda olsun, iyiyiz. Kadın kalkınca, Hz. Aişe (R.A.) sordu.

-Yâ Resûlallah bu kadına çok alâka gösterdiniz!..

-Hatice hayatta iken bize gelir giderdi, ahde vefa imandandır.

İslâmiyetin kökünü kazımak için var güçleriyle saldıran Hevazin kabilesi, Huneyn savaşında esir olmuşlardı. Bu azgın ve kibirli kavimden birisi:

-Yâ Muhammed, bizde senin süt annelerin ve mürebbiyelerin var! dedi.

-Kendime ve Abdülmuttalib oğullarına ait esirleri serbest bırakıyorum, diye cevap verdi. Bunun üzerine diğer müslümanlâr da:

-“Bize aid olanları da Resûlullaha bağışlıyoruz!” dediler.

Emdiği sütün hakkına riayeten, mağlub fakat zalim bir kavmin esirlerini bile hiç karşılıksız salıvermişti.

Okumaya devam et

EŞSİZ TEVAZUU


Meşhur Hâtem-i Tâi’nin oğlu Adiyy, ülkesi müslümanlar tarafından fethedilince Bizans’a kaçmış ve sonra da Şam’dan Peygamber Efendimizin (S.A.V) yanına gelmişti. Adiyy, Medine’de muhteşem bir melik ile karşılaşacağını hayalinden geçiriyordu. Ama neyle karşılaşmıştı! Kendisi şöyle anlatıyor:

“Medine mescidinde Hz. Muhammed (S.A.V)in yanına girdiğimde selam verdim.

– Bu zât kimdir? diye sordular; ben: – Hâ-tem oğlu Adiyy dedim. Ayağa kalkıp beni evlerine götürdüler. Vallahi bunu doğrudan doğruya ve şuurlu olarak bana yapıyorlardı. Yolda, yaşlı ve zayıf bir kadın O’nu karşıladı ve durdurdu. Sözü bitinceye kadar uzun zaman kadını bekledi. Ben, kendi kendime: Vallahi bu melik değil! dedim. Sonra beni evine götürdü; içi lif dolu deriden bir yastık alarak bana uzattı ve – Buyur buna otur! dedi. Ben:

– Hayır, siz oturun, dedim. – Hayır siz diye tekrar ettiler; oturdum. Kendileri de kuru yerde oturdular. Ben yine kendi kendime -Vallahi bu bir melikin yapacağı bir iş değil dedim. Sonra kendisi söze başladı:

– Hâtem oğlu Adiyy, sen Rekûsi mezhe-bindensin değil mi?

– Evet.

– Sen kavminden ganimetin dörtte birini alıyor muydun?

– Evet alıyordum.

– İşte, bu, senin dinine göre sana haramdı.

– Evet hakikaten öyleydi. (Bu sözünden anladım ki Muhammed Alevhhisselâm, gönderilmiş bir peygamberdir. Çünkü herkesin meçhulü olan gizli, şahsi bir meseleyi biliyordu.)

Abdullah bin Câbir (R.A.) diyor ki, “Medine’de bir yahudi vardı. Kesim zamanı, karşılığında hurma almak üzere bana para verirdi. Bir yıl hurma iyi olmadı. Kesim zamanı yahudi bana geldi, fakat verecek birşey bulamadım. Gelecek yıla tehir etmesini rica ediyordum kabul etmiyordu. Peygamber Efendimize (S.A.V) haber verilmiş. O da ashabına: – Haydin, Câbir için yahudiden mühlet isteyelim, demiş. Hep beraber hurma bahçeme geldiler. Resûl-ü Ekrem (S.A.V) yahudiye söylüyor, fakat ya-hudi: – Ya Ebe’l Kasım, mühlet vermem! diyordu. Efendimiz (S.A.V) kalkıp hurmalığı gezdiler, tekrar gelip yahudi ile konuştular, o yine kabul etmedi. Kalktım biraz yaş hurma getirip Efendimizin (S.A.V) önlerine koydum, yediler, sonra: – Çardağın nerede? diye sordular. Yerini söyledim. – Oraya birşey ser! dediler. Serdim. Gidip biraz uyudular. Sonra uyandılar. Bir avuç daha hurma getirdim, yediler. Tekrar yahudi ile konuştular; o yine redetti. Sonra bana: – Câbir, hurmayı topla ve borcunu öde buyurdular. Câbir der ki: – Allah hurmaya bereket verdi; hem borcumu ödedim hem de arttı.”

Anlatılanlar bize, Resûlullahın (S.A.V) hareketlerindeki kolaylık, sadelik ve tevazuu tasvir ediyor.

Okumaya devam et

KEMAL-İ ŞECAATİ


Daha çocukken “Lât ve Uzza hakkı için” diyerek kendisinden birşey istenildiğinde şöyle cevap vermişti: “Onlar adına benden birşey istemeyin. Vallahi onları sevmediğim kadar hiç birşeyi sevmez değilim…”

Kavminin putlarına karşı böyle bir cesaretle nefretini ifade eden çocuk, aslında örtüsüne bürünmüş kızdan daha utangaç olduğu halde hiçbirşeyden korkmuyordu.

On yedi yaşında, iki amcasıyla beraber Yemen seferine çıkmıştı. Bir vadide, azıp kaçmış, vahşileşmiş bir deve gördüler, herkes kaçınıp sakındığı halde genç Muhammed (S.A.V) derhal önüne geçmiş, onu yularından yakalamıştı.

Su ile dolu bir vadi karşılarına çıkmıştı; kafile korktu ve durakladı. O hemen ilerledi ve “Beni takip ediniz.” dedi.

Hz. Ali der ki, “Harb kızıştığı, gözler yuvasından fırladığı zaman Resûlullaha sığınır, onunla korunurduk. Hiç kimse düşmana ondan yakın olamazdı.”

Medine halkı, bir gece korkunç bir ses duyduğu için o cihete hareket etmek üzere idiler ki, çıplak bir at üzerinde, yalın kılınç “Korkmayın birşey yok” haberini getiren Resûlullah (S.A.V) le karşılaştılar.

Huneyn muharebesinde herkes sağa sola kaçışırken… O bineği üzerinde, dağ gibi yerinde, şöyle haykırıyordu: “Ben Allah’ın Peygamberiyim; bunda yalan yok. Ben Abdülmuttalib’in torunuyum.” O gün de O’ndan daha çok sebat eden ve düşmana O’ndan daha yakın olan görülmemişti.

İşte şecaat bu iki durumda ölçülür: Tehlikeye koşmak ve gerektiğinde ölüm çemberinde sebat etmek. Evet sabrı en güç, tahammülü en zor olanlar bunlardır.

Dostlarını işkence ve ölüm korkusundan Habeşistan’a ve daha sonra Medine’ye gönderip Mekke’de tek başına herkes hicret edinceye kadar beklediği, hatta o yalnızlığına rağmen hergün Kabe’ye gelip ibadet ve Kur’an okumasına aynen devam ettiği zamanlarda gösterdiği cesaret O’nu bu vasfı açısından da eşsiz kılmıştır.

ibret.net

ne güzel [mustafa cihat]

Şemail [hayreddin karaman]

(Allah Rasulü´nün manzum resmi; salât O´na,selâm O´na)

Ne uzun ne kısa kararında boy
Soyu İbrahim´den, ne asil bir soy
Saçları hoş, siyah, dalgalı bir koy
Kemâlini giydir beni benden soy
Varlığın ma´şuku cemâlin göster
Bu kul varlığından soyunmak ister

Güneş pervanesi o güzel yüzün
Nûrundan ışığı vardır gündüzün
Solmaz bir gül rengin ne kış, ne güzün
Tecellî ediyor yüzünde özün
Hasretim, yanarım yüzünü göster
Kölen bu devletle avunmak ister

Simsiyah gözlerin âhu misalin
Daim Hakk´a bakar, her an visalin
Beyazı ölçüsü gözde kemâlin
Kaşların sûreti gökte hilâlin
Râzıyım rüyada yüzünü göster
Âşık ma´şukuna can sunmak ister
Okumaya devam et

50-52 Yaş

Akabe Biatleri 

Bi’setin 11. yılında Akabe mevkiinde İslâmiyet’le şereflenen altı Medineli, bir sene sonra aynı yerde buluşacaklarına dair Resûl-i Ekrem Efendimize söz vermişlerdi.  İlk görüşmelerin üzerinden bir sene geçip, hac mevsimi gelince içlerinde, bir sene önce İslâm’la şereflenmiş altı kişinin de bulunduğu on iki kişilik bir kafile Mekke’ye doğru yola çıktı. Bu kafile, Akabe denilen yerde gece vakti Peygamberimizle buluşarak Resûlullah’a şu altı hususta biat ettiler: 

– Allah’a hiçbir şeyi eş ve ortak koşmamak,
– Hırsızlık yapmamak,

– Çocuklarını öldürmemek,

– Zina etmemek

– Kimseye iftirâ etmemek,

– Hiçbir hayırlı işe karşı çıkmamak

Bu hadiseye İlk Akabe Biatı adı verilmiştir.

Bir müddet sonra Medine’de İslâm yayılmaya başladı ve buradaki Müslümanlar Resûlullah’tan, kendilerine İslâm âdâp ve erkânını öğretecek bir Kur’ân muallimi gönderilmesini istediler. Resûl-i Ekrem onların bu tekliflerini, fıtraten oldukça nazik, aynı zamanda güzel bir simaya sahip olan Hz. Mus’ab bin Umeyr Hazretlerini Medine’ye göndererek kabul etti.
 

Bi’setin 13. senesinde İkinci Akabe Biatı gerçekleşti ve ilk Akabe biatinde bulunan on iki kişinin de bulunduğu yetmiş beş kişi gelerek Peygamberimize biat ettiler.  

Medine’ye Hicret Okumaya devam et