Daily Archives: Nisan 1, 2007

Hz. Aliye Göre Efendimiz a.s.m

Hz. Ali’ye göre Efendimiz nasıldı?

Hz. Ali Allah Rasûlü’nü anlatırken şöyle demiştir:

Hazreti Peygamber’in boyu ne çok kısa, ne de çok uzundu, orta boyluydu. Ne kıvırcık kısa ne düz uzun saçlı; saçı, kıvırcıkla düz arasında idi. Değirmi (yuvarlak) yüzlü, duru beyaz tenli, iri ve siyah gözlü, uzun kirpikliydi.

İri kemikli ve geniş omuzluydu. Göğsü, ortadan karnına kadar kılsızdı. İki avucu ve tabanları dolgundu. Yürüdüğü zaman, sanki yokuş aşağı iner gibi rahatlıkla ilerlerdi. Sağına ve soluna baktığında bütün vücuduyla dönerdi.

İki omuzu arasında “Nübüvvet Mührü” vardı. Bu, O’nun sonuncu peygamber oluşunun nişanesi idi. O, insanların en cömert gönüllüsü, en geniş sînelisi, en doğru sözlüsü, en yumuşak huylusu, en arkadaş canlısıydı. Kendilerini ansızın görenler Onun heybeti karşısında sarsıntı geçirirler, fakat üstün vasıflarını bilerek sohbetinde bulunanlar ise, O’nu her şeyden çok severlerdi. Kendilerini vasfeden kimse, “ne O’ndan önce, ne de O’ndan sonra bir benzerini görmedim.” derdi. (Tirmizî, Şemail, 276-278)

***

Bir Ay doğdu

Medineli Müslümanlar Efendimiz’i hicret esnasında şu ifadelerle karşılamışlardır: “Seniye-i Veda’dan bir Ay doğdu. Her duâ ve da’vette bulunan, duâ ve da’vette bulunduğu müddetçe üzerimize şükür vacib oldu.” (İbn Kesîr, el-Bidaye, 3/241)

Okumaya devam et

Sakın Terk-i Edebden

Sakın terk-i edebden kûy-ı Mahbûb-i Hudâ’dır bu

Nazargâh-i ilâhidir, Makam-ı Mustafâ’dır bu

Sakın edebi terk etme.

Felekde mâh-i nev, Bâbüsselâm’ın sîne-çâkıdır

Bunun kandili Cevzâ, matla’-i ziyâdır

Habib-i Kibriyâ’nın hâbgâhıdır fazilette

Tefevvuk-kerde-i Arş-ı Cenâb-ı Kibriyâ’dır bu.

Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-i adem zâil

Amâdan açdı mevcûdât düş ceşmin tûtiyâdır bu.

Muraât-ı edep şartıyla gir Nâbî bu dergâha

Metâf-ı Kudsiyandır cilvegâh-ı enbiyâdır bu Ey Nâbî

Nabî

Açıklaması
ve yazılış hikayesi Okumaya devam et

Efendimiz’in (sav) Bazı Sünnetlerini Bugün Yaşayamıyoruz. Bundan Ne Ölçüde Sorumlu Oluruz?

Image Hosted by ImageShack.us
Peygamber Efendimiz’in (sav) Bazı Sünnetlerini Bugün Yaşayamıyoruz. Bundan Ne Ölçüde Sorumlu Oluruz? Meselâ Saçlarımıza Zeytinyağı Sürmek, Yada Sürme Çekmek Gibi. Bu günün Sanayi Zeytinyağı ve Eczanelerdeki Sürmeyle Bu Sünnet Yerine Getirilmiş Olur mu?

Gerçekten de Allah Resûlü Efendimiz’in (sav): “Zeytinyağı yiyin ve onunla yağlanın, çünkü o mübarek bir ağaçtandır” (Tirmizi, atime 43; İbn Mace, at’ime 43; Darimi, at’ime 20) buyurduğu sahih hadis kitaplarımızda geçmektedir. Bazı kitaplarda: “Çünkü o hoş ve mübarektir… Çünkü onda yetmiş derde deva vardır, cüzzam da bunlardan biridir.” “Basura iyi gelir” (Hindî, Kenz, X/48) gibi ilaveler de vardır. Sürme hakkında ise “Sürmenizin iyisi İsmid’den olandır. O gözü cilalar, tüyü bitirir” (Ebu Davud, libas 13, Tip 14; Tirmizi, libas 22,23; İbn Mâce, tip 25) buyurulmuştur. Anlaşılacağı gibi, her ikisi de tibbî birer tavsiye niteliğindedirler. Yani Okumaya devam et

56-62 Yaş

Hudeybiye Antlaşması

Hicretin 6. senesinde, Müslümanlar Umre maksadıyla Mekke’ye doğru yola çıktılar. Ancak Kureyş müşrikleri Müslümanların, bu sene içerisinde Kâbe’yi tavaf etmelerine müsaade etmedi. Bu sıralarda Allah-ü Teâlâ Peygamberimize biat edilmesini emretti ve Müslümanlar Allah ve Resûlü yolunda canlarını feda edinceye kadar savaşacaklarına dair biât ettiler. Bu biata “Rıdvan Biatı” denilmiştir. Kureyşliler Medinelilerin Kâbe’yi tavaf etmelerine izin vermeyince iki taraf arasında Hudeybiye Antlaşması yapıldı.

Antlaşmaya göre;

– Müslümanlar ve müşrikler 10 yıl savaşmayacaklardı.

– Peygamberimiz ve sahabeler bu yıl Mekke’ye giremeyeceklerdi; ancak bir sonraki yıl girebilecekler ve burada üç gün kalabileceklerdi.

– Medine’deki Müslümanlardan Mekke’ye iltica edenler Müslümanlara iade edilmeyecek; fakat Mekke’den Medine’ye iltica edenler, istendiği takdirde geri verilecekti.

– Arap kabilelerinden isteyenler Peygamberimizle, isteyenler de Kureyşlilerle anlaşma yapabileceklerdi.

Peygamberimizin Hükümdarları İslâm’a Daveti
Okumaya devam et

ne güzel [mustafa cihat]


buraya TIKLAYARAK dinleyebilirsiniz eseri…
düşüp bir gün yollara
vurup aşkı dağlara
kutlu dost diyarına
çekip gitmek ne güzel

derdi atıp ardına
yardan geçip uğruna
bu şehri son bir defa
yakıp gitmek ne güzel

gayrı gidelim can artık kutlu ellere
sabır bitti can tükendi yaşlı gözlerde


bir ömür boyu beklemişim
derdi derde eklemişim
üstüne yar sevmemişim
şimdi vuslat ne güzel…

murat göğebakan -aşk/ Samanyolu kutlu doğum programından

52-56 Yaş

Medine, Peygamberimizin hicretine kadar Yesrib adını taşıyordu. Hicretten sonra ise Medine adını aldı. Hicretten sonra Müslümanlar, Peygamberimizin emriyle bir mescit inşasına başladılar. Medine’nin ilk camisi olan bu mescidin inşasında Peygamberimiz de bizzat çalıştı. Bu mescide Mescid-i Nebevî adı verilmiştir.

Ashâb-ı Suffa

Mescid-i Nebevî’nin bir kısmında, Medine’de ne aşireti ne de akrabaları bulunan, Kur’ân ilmi tahsil eden talebeler kalmaktaydı. Bunlara Ashâb-ı Suffa denilirdi. Vakitlerini Resûl-i Kibriyâ’nın huzurunda geçiren bu mübarek zümre, Efendimizden daima feyiz alırdı. Peygamber Efendimiz tarafından tespit edilen muallimler, bu talebelere Kur’ân öğretirdi. Bunlardan yetişenler, Müslüman olan kabilelere Kur’ân’ı öğretmek ve İslâm’ı anlatmak için gönderilirdi.

Peygamberimizin katılmadığı seferlere seriyye denilmiştir. Resûl-i Ekrem Efendimiz Medine’ye hicret ettikten sonra her tarafaseriyyeler göndermeye başladı. Hicretin ilk senesi ticari amaçla yapılan bu tarz seriyyelerle geçti.

Hicretin 2. senesinde kıblenin yönü değiştirildi. Daha önce Kudüs’teki Beytü’l-Makdis’e doğru namazlarını kılan Müslümanlar bu seneden sonra Kâbe’ye yönelmeye başladılar.

Bedir Muharebesi
Okumaya devam et