Category Archives: ağzı dualılar’dan dualar

üzüntülü iken

Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-

 şöyle buyurmuşlardır: “Sizden birinize bir düşünce

yahud üzüntü geldiği zaman yedi defa:

“Allah! Rabbim Allah’dır! O’na hiç bir şeyi şerîk

 koşmam ben!” desin. Okumaya devam et

Mü’minler İçin Duâ

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivâyet

olunduğuna göre, Nebiyy-i Ekrem -sallallahu

 aleyhi ve sellem- şöyle dua etmişlerdir:

Yâ Rabb! Ben hangi bir mü’mine onu üzecek

ve gönlüne ağır gelecek bir söz söylemişsem

kıyamet gününde o sözü onun için sana

kurbiyyet eyle; yani o sözden müteessir olduğu

kadar onu sana yaklaştır. ” Okumaya devam et

Efendimiz a.s.m nin dua günlüğü

Kulun yaraticisi karsisinda takindigi tavra, yani O’nun karsisindaki durusuna ubudiyet denir. Kur’ân buna tesbih, hamd ve secde gibi isimler vermektedir. (Ra’d, 13/13, Isra, 17/44, Nur, 24/41) Bunlar, duanin çesitleridir. Hatta namaz ibadetini karsilamak üzere kullanilan salât tabirinin anlami da duadir.(1) Her güzel özellikte oldugu gibi ibâdet ve dua burcunun zirvesindeki Zat (s.a.s.)’in ifadesiyle ibadetin özü duadir.(2) Diger bir deyisle, bütün ibadetlerin irca edilecegi öz, duadir.
Aciz, fakir, muhtaç ve kendine yetmediginin suurunda olan kulun, tazarru, tezellül ve alçak gönüllülük içinde, Rahmeti Sonsuz’a yönelip, hâlini arz etmesinin ayri bir unvani sayilan dua, kulun Rabbi’ne karsi iman, güven ve itimadinin bir geregidir.
Dua sadece bir seyler istemek demek degildir. Bizi yaratan ve yasatan Sonsuz Kudret’in sahibi önünde, kendi aczimizi ve hiçligimizi anlamak, kendi kendimize yeterli olmadigimizi bilmektir. Bizi en iyi bilen Rabbimizin huzurunda iç dünyamizi serhetmektir.
Dua, dudaktaki sesler ve kelimeler degil, kalpteki iniltiler ile ruhtaki sizilardir. “Rabbinize yalvara yakara gizlice dua edin, muhakkak ki Allah, haddi asanlari sevmez. O’na korkarak ve umarak dua edin.” (A’raf, 7/55–56). Ve dua insanin deger ölçüsüdür: “De ki, eger duaniz olmasaydi Rabb’im size deger verir miydi?” (Furkan, 25/77).
Günümüzde, sadece bes vakit namazin veya belli bir kisim ibadetlerin sonuna sikistirilarak küçültülen dua, gerçekte hayatin ve hayat ötesinin en büyük lâzimidir. Aslinda yasadigimiz hayat, bastan sona duadan ibarettir. Dua, Riza-i Ilâhî’nin ve cennet yurdunun anahtaridir. Yine dua, kuldan Rabbe yükselen kulluk nisani, Rab’den kula inen rahmet simgesidir.(3) Daha dogrusu o, Allah’la kul arasindaki münasebetin tam odak noktasidir. Dua, imkân âlemi ile lâhut âlemini birlestiren ulvî bir miraçtir. Onun için de en makbul dua mü’minin miraci olan secdede yapilan duadir.(4) Ayrica dua ve tevekkül hayra meyletmeye büyük bir kuvvet verdigi gibi, istigfar ve tevbe dahi serre meyletmenin önünü keser, tecavüzünü kirar.
Rahmet elinin üzerimizde dolasmasi, dua sayesindedir. Yani dua, gazabin da paratoneridir. Beser imkâninin tükendigi noktada dua suuru baslar. Aslinda, ona baslangiç ve bitis noktasi tesbit etmek de imkânsizdir. Çünkü insanin duadan müstagni olacak bir ani bulunmamaktadir. O hâlde kul, kendisinden tecellileriyle bir an dûr olmayan Rabb’ine, duadan bir ân dûr olmamalidir. Okumaya devam et