Category Archives: yazılar

“iki”

509397732_5e4c101e2a.jpg

“deli başım akil olmuş
yar Seni bildim bileli…
 
Yeşilinden nehir akmış
Gönle Seni gördüm göreli…

Sevda kalbimi yırtar olmuş
Yar Seni sevdim seveli…”

Rasul aşığıyım…
2004 yazı Seni (sallallahu aleyhi ve sellem) görmüştüm…
geçtiğin yollardan ben de yürümüştüm…
ah…hatıranla ağlamış,gülmüştüm…
Rasulüm…
gelemem…
gönül deli oldu bundan böyle…

şimdiyse …
canımın parçalarından “iki” parçası Sana (sallallahu aleyhi ve sellem) gelmekte…
canım o “ikiyle” Sana (sallallahu aleyhi ve sellem) gelmekte…
ve selamımı Sana (sallallahu aleyhi ve sellem) iletmekte…
alırsın inşaAllah…
ve …
çağırırsın artık beni de…
beni de…
hayırlısıyla gidip gelirler inşaAllah

öz be öz kardeşimin lafıyla bitirirken…
duada hala kalbim ve dilim…
ama seneye bekle beni Mekke
ve ey şehirlerin anası Medine…
kimbilir?
Allah cc bilir…
Allah cc büyük…

“Hayeller “iki“ye düştü…
vuslata “iki” erecek…
kalbim o “iki“ye atacak ve Sana (sallallahu aleyhi ve sellem)…”

MimNun

Dr. Mehmet Güneş – Gül, Aşkın Mihrâbıdır

Başkaları Gülü bir çiçek diye sever belki de… Ama biz, Gülü “Gül” olduğu için severiz… Bizim için; Gül sevgilidir, Gül güzelliktir, Gül coşkudur… Gül, esmânın eşyâya tecellisinin esrârıdır… Gül aşktır, Gül sevinçtir, Gül bahar muştusudur… Gül, ezelle ebet arasındaki bütün zamanların “En Güzeli”nden yansımalar taşıdığı için güzeldir… Ve katmer Gül; rengini şehit kanından, kokusunu Efendimiz(sav)’in mübârek teninden aldığı için çiçekler sultânıdır… Bu sebeple olsa gerek, Gülün kokusuyla kendimizden geçeriz… Gideriz bir başka âleme… Yol buluruz mâverâya… Biz Güle, Gülistanda açan katmer Güllere; “ Peygamberlik Gülzârının Eşsiz Gülü”nün remzi olduğu için vurgunuz… Gülü her kokladığımızda salavat getiririz , O’nun terinin kokusundan bir zerreyi teneffüs ettiğimizden …

“Gül”ü târife ne hâcet, “Gül”; Sevdâyı Muhammedî’dir… “Gül”ün sevdâsı kalbimizin hafî tepelerinde, ahfâ zirvelerinde sancak açmıştır… Ve bizler, gönlü Gülşen olan insanlara meftûn oluruz, “Kainatın Solmayan Gülü”nün aşkıyla… Gün gelir, gözyaşıyla Gül sularız… Bir Gül için bin dikene su veririz; biliriz ki, Güllerin içinde diken yoktur, dikenler içinde Gül vardır…

O, aşkımızın mihrâbındaki “Gül”… O, âlemlere rahmet olarak gönderilen bir resûl… O, çöl sıcağındaki bir Kevser şelâlesi… O, teşrifiyle kainatı aydınlatan ve ışık bahşeden sonsuz bir nur şûlesi… Gündüzleri dünyayı ışıtan güneş ve geceleri gökyüzünde çiçek çiçek açan yıldızlar O’nun sönmeyen ışığının en mütevâzı kandilleridir… Serâ da , süreyyâ da O’nun nûruyla aydınlanır… O’nun sîreti bir amaç, O’nun sünneti bir hidâyet, O’nun sûreti gönüllere ülfet ve nîmet veren bir âb-ı hayat… Ruhumuz O’na âşık… O, Gül mushaflı sevdâmızın sembolü… O, on sekiz bin âlemin emsali olmayan “Gül”ü…

Divan şairimiz Fuzûlî Su Kasidesinde:

“Suya versün bâğbân Gülzârı zahmet çekmesün,

Bir Gül açılmaz yüzün tek verse min Gülzâre su.”

diye “O Gül”ün dünyaya bir kere geleceğini, bahçıvanın bin Gül bahçesini sulasa, sele verse dahi O’nun yüzü gibi bir Gül açılmayacağını en lâtif bir biçimde ifâde ediyor…

Lâkin , O “Gül”ün sevdâsını kelimelerle anlatmak, dizelerle vasfeylemek ne mümkün… Okumaya devam et

Prof. Dr. İskender Pala – Hakikatli Sevgili

Aşk ve sevgi… Tecellisi gönülde beliren, gönlü muhatap alan duygular… Buna, insanı anlamlandıran beşerî, İlahî ve mecazî boyutta telvinler de denilebilir.

Belki biri diğerinin vasıtası, diğeri ötekinin hedefi. Asıl hedefe giden yolda kah temrin, kah oyalanıp aldanma…

Aşk ve sevgi… İçinde mahabbet, alâka, yakınlık, dostluk, meveddet, mürüvvet ve daha pek çon insanî hasletlerin gizlendiği dünya… Bazen şefkatin, bazen himayenin, bazen merhametin adı. İlahî anlamda yalnızca bir hedefe, Sevgili’ye bakmak, beşeri anlamda ise aynı hedefe birlikte bakmak…

Sevgililer günü diye bir icad var artık. Bize dışarılardan dayatılmış bir anlayış… Ve aşkın yalnızca beşeri boyutunu görüyor; başka sevgileri ve sevgilileri de hariçte tutuyor. Evet… Varsayalım ki biz de bu mânâda “sevgili” diyeceğimiz kişiyi, can yoldaşımızı hatırlayacağız; onu hediyelerle, çiçeklerle hatırlamadan evvel kalbimizde hatırlamaya kim itiraz edebilir?!.. Üstelik bunu bir gün değil, her gün yapmamız gerektiğini ihtara hacet var mıdır?!.. İşte bu daimi hatırlamadır ki bizi ismete, ahlaka, nezahete ve necata götürür. Bu da bizim, canına sevgili arayan behîmî yanımızı yontup sevgili için can götüren insanî hasletimizi teraziye koyacaktır. Örnek mi istiyorsunuz; beraber okuyalım:

Canı için sevgili isteyenin hikâyesi Okumaya devam et

SANA DAİR

Image Hosted by ImageShack.us
Ne bir ressamın fırçasında şekillenir,
ne bir filozofun felsefesinde hayat bulur,
ne bir matematikçi bendeki tekligini bulur,
ne bir tarihçinin ellerinde kaybolur anlatılmaz sevdam…
Ne bir annenin cocuguna duydugu sevgi gibi,
ne bir bülbülün güle olan aşkı gibi degil,anlatılmaz sevdam…
Gecenin en olmaz saatinde,
sabahın güne merhaba dedigi ilk vakitte ben seni arıyorum,
semada zikre gark olmuş meleklerin duasıyla,
duama amin diyen CEBRAİL ALEYHİSSELAMLA ben seni arıyorum.
Öyle benden öyle içtenki çözemiyorum…
O ilk bakış beni benden eyledi,
askın yaktı beni hasretin kül eyledi,
yüregime adın,nakış nakış bir nazarla yer eyledi,
sevdan nalan,nurun geceme ışık eyledi,öyle sevdiki gönül anlatılmaz sevdam…
Asi nefsim boyun büktü,
yüregim yaradanın büyüklügünü gördü,
dudaklar konuştu tövbeler günahı örttü,
herşey Hakta birleşti batıllık yere çöktü,
umuttur yolun,anlatılmaz sevdam…
Herşeyi seninle ögrendim,
bir baba sevgisini seninle tattım.
Bir amaca tutunup kalmayı,
dünyanın süsüne takılmamayı,
ezan sesinde aglamayı herşeyi sevdanla anladım.
Tüm şüphelerden arınmış bir yürek taşıyorum,
en temiz,en çıkarsız halimle ben seni yaşıyorum.
Aşkıma son yok,
kararlıyım,
olmasada sonu varamasamda sana,
anlatamasamda sevdamı
sen bilirsin GAVSIM bu aciz insanı…
Okumaya devam et

Hz. Aliye Göre Efendimiz a.s.m

Hz. Ali’ye göre Efendimiz nasıldı?

Hz. Ali Allah Rasûlü’nü anlatırken şöyle demiştir:

Hazreti Peygamber’in boyu ne çok kısa, ne de çok uzundu, orta boyluydu. Ne kıvırcık kısa ne düz uzun saçlı; saçı, kıvırcıkla düz arasında idi. Değirmi (yuvarlak) yüzlü, duru beyaz tenli, iri ve siyah gözlü, uzun kirpikliydi.

İri kemikli ve geniş omuzluydu. Göğsü, ortadan karnına kadar kılsızdı. İki avucu ve tabanları dolgundu. Yürüdüğü zaman, sanki yokuş aşağı iner gibi rahatlıkla ilerlerdi. Sağına ve soluna baktığında bütün vücuduyla dönerdi.

İki omuzu arasında “Nübüvvet Mührü” vardı. Bu, O’nun sonuncu peygamber oluşunun nişanesi idi. O, insanların en cömert gönüllüsü, en geniş sînelisi, en doğru sözlüsü, en yumuşak huylusu, en arkadaş canlısıydı. Kendilerini ansızın görenler Onun heybeti karşısında sarsıntı geçirirler, fakat üstün vasıflarını bilerek sohbetinde bulunanlar ise, O’nu her şeyden çok severlerdi. Kendilerini vasfeden kimse, “ne O’ndan önce, ne de O’ndan sonra bir benzerini görmedim.” derdi. (Tirmizî, Şemail, 276-278)

***

Bir Ay doğdu

Medineli Müslümanlar Efendimiz’i hicret esnasında şu ifadelerle karşılamışlardır: “Seniye-i Veda’dan bir Ay doğdu. Her duâ ve da’vette bulunan, duâ ve da’vette bulunduğu müddetçe üzerimize şükür vacib oldu.” (İbn Kesîr, el-Bidaye, 3/241)

Okumaya devam et

56-62 Yaş

Hudeybiye Antlaşması

Hicretin 6. senesinde, Müslümanlar Umre maksadıyla Mekke’ye doğru yola çıktılar. Ancak Kureyş müşrikleri Müslümanların, bu sene içerisinde Kâbe’yi tavaf etmelerine müsaade etmedi. Bu sıralarda Allah-ü Teâlâ Peygamberimize biat edilmesini emretti ve Müslümanlar Allah ve Resûlü yolunda canlarını feda edinceye kadar savaşacaklarına dair biât ettiler. Bu biata “Rıdvan Biatı” denilmiştir. Kureyşliler Medinelilerin Kâbe’yi tavaf etmelerine izin vermeyince iki taraf arasında Hudeybiye Antlaşması yapıldı.

Antlaşmaya göre;

– Müslümanlar ve müşrikler 10 yıl savaşmayacaklardı.

– Peygamberimiz ve sahabeler bu yıl Mekke’ye giremeyeceklerdi; ancak bir sonraki yıl girebilecekler ve burada üç gün kalabileceklerdi.

– Medine’deki Müslümanlardan Mekke’ye iltica edenler Müslümanlara iade edilmeyecek; fakat Mekke’den Medine’ye iltica edenler, istendiği takdirde geri verilecekti.

– Arap kabilelerinden isteyenler Peygamberimizle, isteyenler de Kureyşlilerle anlaşma yapabileceklerdi.

Peygamberimizin Hükümdarları İslâm’a Daveti
Okumaya devam et

43-50 Yaş

Image Hosted by ImageShack.us

Habeşistan’a Göç

Yapılan eziyet ve işkenceler neticesinde Müslümanların bir kısmı göçe başladı. İlk olarak Hicret edilen yer Habeşistan oldu. Hz. Osman ise zevcesi Rukiyye’yi alıp herkesten önce yola çıktı. Peygamberimiz Onun hakkında “Lût Peygamberden sonra, ailesini yanına alıp Allah yolunda ilk hicret eden insan, Osman’dır.” buyurmuşlardır.

Bi’setin2 6. senesinde, Peygamberimizin amcası ve aynı zamanda süt kardeşi olan Hz. Hamza bir gün avdan dönüyordu. Ebû Cehil’in Peygamberimize küfür ve hakaret ettiği kendisine bildirildiğinde, hışımla Ebû Cehil’in yanına gitti ve onun kafasını yardı. Daha sonra ise Efendimizin yanına gelerek Müslüman oldu.

Resûlullah Efendimizin davası karşısında çaresiz kalan müşrikler, kendisi hakkında bilgi edinmek için Yahudi alimlerine başvurdular. Yahudi alimleri şu üç soruyu Peygamberimize sormalarını, eğer Efendimiz bunları cevaplarsa Onun beklenen peygamber olacağını bildirdiler: Okumaya devam et