Category Archives: örnek hayatlar

Kutlu Doğum 2011

Diyanet İşleri Başkanlığı Yine çok güzel bir videoya imze atmış.

Bu seneki Kutlu Doğum konusu olan Merhamet Eğitim çerçevesinde ” Merhamet Peygamberi” konulu bir video hazırlamışlar.

Harika olmuş.  Allah razı olsun.

Videoyu da içindeki metni de burada bulabilirsiniz.


Merhamet Peygamberi
İpinle çıktım kuyuya
Kuyuya çıktım ipinle
Dediler, çıkılası değildir kuyu
Karanlıktır, inilir.
İndir.
Dedim, nedir ki in?
Mağara, dediler.
Bilgelerine götürdüler.
Bir mağara düşün dostum,dedi
Duvarına gölgeleri yansır hakikatlerin
Gerçek sanırsın.
Ne zaman çıksan dışarı
Görürsün hakikatleri
Güneşi görür söyleyemezsin
Bir mağara düşün dostum yanılgılar ülkesi
Bu yüzden atıyor herkes kendini dışarı
Bu yüzden mi dışarıda hayat?
Bu yüzden mi sergilemek her şeyini güneşin altında ?
Ve hayatı güneşlere taşımak?
Karanlık korkusu bu yüzden mi? Okumaya devam et

‘BEYAZ SİNEMA’NIN 40 YILI’ TOPLU GÖSTERİSİ

‘BEYAZ SİNEMA’NIN 40 YILI’ TOPLU GÖSTERİSİ / 18 EKİM-24 EKİM 2010 / PROGRAM AKIŞI

Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi, 18 Ekim Pazartesi-24 Ekim Pazar tarihleri arasında, iki kuşağın hayat algısı üzerinde derin etkiler yapmış “Beyaz Sinema” akımı üzerine şimdiye kadar düzenlenen en geniş kapsamlı gösteri ve söyleşi programına sahne olacak.

İstanbul-Galatasaray’daki Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi, 18 Ekim Pazartesi-24 Ekim Pazar tarihleri arasında, iki kuşağın hayat algısı üzerinde derin etkiler yapmış “Beyaz Sinema” akımı üzerine şimdiye kadar düzenlenen en geniş kapsamlı gösteri ve söyleşi programına sahne olacak.

Bir Ali Murat Güven projesi olan “Beyaz Sinema’nın 40 Yılı: 1970-2010 / Hor Görülen Bir Akımın Kilometre Taşları” etkinliğinde 7 gün boyunca dönüşümlü olarak yayımlanacak 13 kurmaca film, rahmetli yönetmen Yücel Çakmaklı’nın 50’nci sanat yılı vesilesiyle hazırlanmış 1 belgesel film, anılan sinema hareketinin önde gelen 6 yönetmeniyle (Mehmet Tanrısever, İsmail Güneş, Mesut Uçakan, Nurettin Özel, Metin Çamurcu, Salih Diriklik) yapılacak “cesur” söyleşiler, Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi içinde sergilenecek düzinelerce görsel belge ve hatıra eşyası, bazı sürpriz filmlere ilişkin ön gösterimler ve yanı sıra ücretsiz (ya da simgesel bedellerle) dağıtılacak olan yüzlerce nüsha sinema kitabı katılımcıları bekliyor.

“Beyaz Sinema’nın 40 yılı” başlıklı toplu gösteri kapsamındaki film gösterimleri ve söyleşilerin tamamına katılım ücretsizdir.

* * *

BEYAZ SİNEMANIN 40 YILI: 1970-2010

“Hor Görülen Bir Akımın Kilometre Taşları”

Konsept Tasarım ve Genel Koordinasyon: Ali Murat Güven (Yeni Şafak Gazetesi Sinema Editörü / Sinema Tarihçisi)

Organizasyon Tarihi: 18 Ekim Pazartesi-24 Ekim Pazar 2010 (7 Gün)

Etkinlik Saatleri: Anılan tarihler arasında, her gün 11.30-17.30 saatleri arasında

Etkinlik Mekânı: Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi / Galatasaray-İstanbul Okumaya devam et

Umeyr bin hümam -radıyallahu anh

Bedir savaşı zamanıydı

Umeyr bin Hümam elindeki hurma sapını yemeğe çalışmaktaydı.

Efendiler Efendisine aleyhisselatu vesselam sordu: “öldükten sonra benim yerim neresidir?”

Efendiler Efendisi aleyhisselatu vesselam da buyurdu ki :”cennet!”

umeyr bin hümam bunu duyunca elindekini fırlatarak kalktı ve “gideceğim yeri geciktirmeyeyim” diyerek

savaşa atıldı ve şehit oldu.

bedirin ilk şehidi olduğu rivayet edilir.

Allah ondan ve bütün sahabelerden razı olsun.

onlar gibi olabilmekk duasıyla

mimnun

yorumsuzlarım…

Behlül Dana hazretlerine “kadı”lık teklif etmişler zamanında… o da :”Düşüneyim!” demiş ve gitmiş çöplüğe… Çöplükteki çöplerle oyalanmış biraz ve sanki onlarla da konuşuyormuş bir şeyler soruyormuş onlara derviş… onu izleyenler hayrete düşmüş…biraz sonra gelmiş yanlarına demiş”Yok ben kadı olmak istemem!” … “Niye ey Behlül?” denince dervişe o da -hocam anlatınca aklımın bir köşesine yer eden- şu  cümleleri sarf etmiş :

-Gittim çöplerle hasbihal ettim. dedim sizi kim bu hale bu pis hale getirdi…onlar da dedi ki:”bizi bu hale insanlar getirdi. insanlarla içiçe olmadan önce tertemiz yiyeceklerdik. onlarla içiçe olunca da bizi bu hale getirdiler.” dediler. ben de kadılığı- beşerle içiçe olmayı istemiyorum.

Tirmizi’nin kızması bile başka…


“Kızdığı oluyor mu?..”

İmam-ı Tirmizi hazretleri “rahime-hullahü teâlâ”, kusuru daima kendinde bilir, kimsede hata kusur aramazdı.
Birine darılsaydı, daha iyi davranırdı o kimseye.
Herkese ihsanda bulunur, kendini üzenlere daha çok ihsan yapardı.
Komşuları da bilirdi bunu.
Bir gün hanımına gelip;
– Hakim-i Tirmizi’nin hiç kızdığı oluyor mu? diye sordular merakla.
– Elbette, oluyor, dedi.
– Peki, kızdığını nasıl anlıyorsun?
– İki şeyden anlıyorum. Birincisi, kızdığı zaman bize karşı daha iyi davranır, daha çok iyilik ve ihsan yapar. İkincisi de kızdığında daha çok ibadete sarılır, dedi.
Ve ekledi:
– Ayrıca biz bir kusur yaptığımız zaman kabahati kendinde bilir, “Ben iyi olsaydım, onlar bunu yapmazlardı” diye düşünür.

kaynak

Kitabın gönüllü mahkûmları

Image Hosted by ImageShack.us

Gençliğin yüzde 11,2’si düzenli olarak kitap okurken yüzde 17,4’ü aralıklarla, yüzde 63,9’u ise düzensiz olarak ara sıra kitap okuyor. Gençler, kitap okumalarına engel olarak iş yoğunluğu, dersler ve televizyonu gösteriyor. İnternetin yaygınlaşması da kitapla mesafenin açılmasına neden oluyor.

Bu tablodan rahatsız bir grup genç “Sen de bu gidişe ‘dur’ demek istiyorsan benimle kitap okur musun?” diyerek sesini yükseltti. Bayrampaşa Gençlik Merkezi çatısı altında örgütlenen Düşün Taşın Kulübü üyesi gençler, kitap okuma kampanyası başlattı. Bayrampaşa Gençlik Merkezi’nde bugün başlayacak kitap okuma etkinliğine herkes davetli. İki haftada bir saat 12.00 ile 13.00 arasında katılımcılar kitap okuyacak ve okudukları kitapları 360 saniyede anlatacak.

Düşün Taşın Kulübü (www.dusuntasin.net ) 2007 yılının haziran ayında kurulmuş. Kulübün on üyesi var. Üyelerin tamamı yaklaşık 50 haftadır düzenli olarak kitap okuyor. Her hafta bir araya gelip okudukları kitapları 360 saniyede birbirlerine anlatıyorlar. Ayrıca üyeler blog sayfalarında kitapların içeriği hakkında bilgi veriyor, kanaatlerini paylaşıyorlar. Düşün Taşın Kulübü’nün kurucusu ve beyni Selim Çavuş, Fatih Üniversitesi Matematik Bölümü son sınıf öğrencisi. Selim Çavuş, “Ayda, belki de iki ayda bir kitap bile okumayan Düşün Taşın Kulübü üyesi arkadaşlarımız her hafta bir kitap bitirmeye başladı.” diyor. Düşün Taşın, farklı projeler de üretiyor. Kulüp üyeleri kendi çabaları ile çevrelerindeki insanlardan topladıkları kitapları Diyarbakır, Şanlıurfa ve Kırklareli illerindeki köy okullarına ulaştırmış. Her ile 1.200 kitap teslim edilmiş durumda.

Düşün taşın, İşin gücün kitap olsun!

Merve Özer 21 yaşında. Bir şirkette halkla ilişkiler sorumlusu olarak çalışıyor. Merve, her sabah işe giderken çantasına mutlaka bir kitap koyuyor. Öğle aralarında arkadaşları gezip sohbet ederken o, bir köşeye çekilip kitabını okuyor. Çünkü elindeki kitabı bir hafta içinde bitirip kitapla ilgili bir yazı kaleme almak zorunda. Merve’yi disiplinli bir okumaya sevk eden neden ise Düşün Taşın Kulübü üyeliği.

Bayrampaşa Gençlik Merkezi çatısı altında faaliyetlerini sürdüren Düşün Taşın Kulübü (www.dusuntasin.net) 2007 yılının Haziran ayında kurulmuş. Kulübün 10 üyesi var. Kulüp üyelerinin tamamı yaklaşık 50 haftadır düzenli kitap okuyor. Her hafta bir araya gelerek okudukları kitapları 360 saniyede birbirlerine anlatıyorlar. Üyeler, blog sayfalarında kitapların içeriği hakkında bilgi veriyor, kanaatlerini paylaşıyorlar.

Kulübün kurucusu ve beyni Selim Çavuş. Fatih Üniversitesi Kariyer Planlama Merkezi’nde kariyer danışmanı olarak çalışıyor. Aynı üniversitenin matematik bölümü son sınıf öğrencisi. Kulübün nasıl kurulduğunu şöyle anlatıyor. “Araştırmacı-yazar Melih Arat tarafından geliştirilmiş olan ‘Sıra Dışı Yaşam Becerileri’ seminerini 20 kişilik bir üniversite öğrencileri grubuna sunmak ile başladım işe. O seminer programında yetenekli olan üniversite öğrencilerinden bir grup oluşturduk. Adına da dünyadaki emsallerinden esinlenerek “think tank” yani bizim hayalimizdeki karşılığıyla “Düşün Taşın” dedik. Ve arkadaşlar ile her hafta bir kitap okuyup bu okumuş olduğumuz kitapları oluşturacağımız blog sayfalarında yayımlamaya başladık. Ayda, belki de iki ayda bir kitap bile okumayan o Düşün Taşın Kulübü üyesi gençler haftada bir kitap okumaya başladı.” .

Benimle kitap okur musun?

Düşün Taşın Kulübü, çeşitli projeler üreten de bir kulüp. Kitap okuma projesi ve Kitap Kumbarası projesi bunlardan ikisi. Çavuş, her 15 günde bir olmak üzere kitap okuma günleri düzenleyeceklerini söylüyor. İlki Bayrampaşa Gençlik Merkezi’nde bugün başlayacak kitap okuma etkinliğine herkes davetli. Kulüp üyeleri, internet sitesinden şöyle sesleniyor. “Türkiye’de yıllık televizyon izleme oranı % 94. Kitap okuma oranı ise sadece % 4,5. Sen de bu gidişe DUR demek istiyorsan BENİMLE KİTAP OKUR MUSUN?”

İnsan düzgün olursa dünya düzelir

İki haftada bir saat 12.00 ile 13.00 saatleri arasında katılımcılar kitap okuyacak ve etkinliğin son yarım saatinde okunan bölümler 360 saniyede anlatılacak. Katılımcıların yanı sıra konuk olarak davet edilecek yazarlarla da sohbet edilecek. Selim Çavuş, niçin böyle bir proje hazırladıklarını bir hikâyeyle anlatıyor: Baba yorgun argın bir şekilde işten gelir, televizyonun karşısındaki koltuğa oturup gazetesini okumaya başlar. 6 yaşındaki kızı Elif Yağmur, babasının yanına gelir ve kendisiyle oyun oynamasını ister. Baba, gazete okuduğunu, bir saat sonra oyun oynayabileceklerini söyler. Çocuk gider ama beş dakika geçmeden geri gelir ve “Baba bir saat oldu mu?” diye sorar. Baba, olmadığını söyler ve gönderir ama beş dakika kadar sonra tekrar gelince bu şekilde gazetesini rahat okuyamayacağını anlar ve gazetedeki büyük bir dünya haritası resmini keserek parçalara ayırır, kızına verir ve şöyle der: “Bak bu dünya haritası, bunu ne zaman birleştirirsen haber ver; o zaman oyun oynayalım.” Çocuk gider ve baba rahat bir nefes alır, herhalde birkaç saate kadar pes eder diye düşünmektedir. 10 dakika sonra küçük kız geri gelip dünya haritasını birleştirdiğini söyleyince şaşırır ve gider bakar. Gördüklerine inanamaz ve ‘kızım herhalde bir dâhi’ diye düşünmekten de kendini alamaz, çünkü yerde, kesip parçaladığı dünya haritası doğru bir şekilde birleştirilmiş olarak durmaktadır. Kızına nasıl yaptığını sorar ve şu cevabı alır: “Dünya haritası resminin arkasında bir insan resmi vardı; onu birleştirince dünya birleşti.” Düşün Taşın Kulübü üyeleri, “İnsan düzgün olursa dünya da düzgün olur.” diyerek okumaya başladıklarını söylüyor. Kitap okuma kampanyası projenin ikinci ayağı olarak başlıyor.

Düşün Taşın Kulübü üyelerinin hayata geçirdiği projelerden biri de ‘Kitap Toplama Kampanyası.’ Düşün Taşın Kulübü üyeleri, kendi çabaları ile çevrelerindeki insanlardan topladıkları kitapları Diyarbakır, Şanlıurfa ve Kırklareli illerindeki köy okullarına ulaştırmışlar. Her ile 1 200 kitap teslim edilmiş durumda. Selim Çavuş, bu faaliyetlerinin artacağını söylüyor. Ve herkesten kitap beklediklerini belirtiyor. Çavuş, toplanan kitapları, dusuntasin.net adresine başvuran okullara ulaştıracaklarını ifade ediyor.

Çoğu 20’li yaşlarında olan gençlerin bir de sergi projesi var. Kitap okumaya gerekli önemin verilmemesinden duyduğu rahatsızlığı yine kitaplarla dile getirmeyi amaçlayan Düşün Taşın Kulübü üyeleri; kitaplardan tasarladıkları ürünleri sergilemeyi planlıyor. Üyeler, kitaplarda 50 farklı tasarım oluşturmuş. Önümüzdeki günlerde kitaptan yapılan biberondan tabuta kadar birçok ürün sergiye çıkacak. “Niçin böyle bir sergi?” sorusuna kulübün kurucu başkanı Selim Çavuş şu cevabı veriyor: “Bu sergi sayesinde okunmayan kitapların ne şekilde kullanılabileceğini vurgulayarak insanlara okuma bilincini kazandırıp kitap okuyan bir toplum oluşumuna katkı sağlamak.”

Düşün Taşın Kulübü üyeleri, bütün bu faaliyetleri gönüllülük esası üzerine yürütüyor. Bayrampaşa Belediyesi de maddi ve manevi anlamda bu gençlere kol kanat geriyor. Kulübün bir başkanı, yardımcısı yok. Bütün üyeler bir insan uzvunu temsil ediyor. Selim Çavuş kulübün beyni, Esra Bürge kalbi, Enes Özer kulağı, Mesut Çelik parmakları, Melike Ay damarları, Merve Özer dili, Meryem Dindar ağzı, Kadriye Atom burnu, Onur Avcı gözü, Yunus Becitise akciğerleri… Selim Çavuş, niçin böyle bir tercihde bulunduklarını şöyle anlatıyor: “Beyin kalbi bulur önce hayat bulmak için daha sonra bir bütün olmak için de kulaklar, dil, ağız, burun, parmak ve akciğerler geçer işin başına. Bu ekip, yaklaşık iki yıldır faaliyetlerine böyle devam ediyor.”

Düşün Taşın Kulübü üyelerinden Esra Bürge, kadın yazarları daha çok okuduğunu söylüyor. Onun favorisi Elif Şafak ve Nazan Bekiroğlu. Selim Çavuş ve Meryem Dindar’ın son dönemde okuduğu yazar ise Gündüz Vassaf. Mesut Çelik ise Hekimoğlu İsmail’in bütün eserlerini okumak istiyor. Bugüne kadar on kitabını okuduğunu belirtiyor. Kişisel gelişim kitaplarından romana, öyküye geniş bir sahada kitap okuyor bu gençler. Okudukları kitapla ilgili tespitlerini de blog sayfalarında paylaşıyorlar. Google’da arattırınca isimlerinin çıkması onları mutlu ediyor.

iletişim için :www.dusuntasin.net
ve
Bayrampaşa Gençlik Merkezi (BAYGEM) Tel: (02125678053)

m.tokay@zaman.com.tr ZAMAN

hz. Süleyman’ın (a.s.) HüdHüd’ü

ismail güneş

 

KISA ÖZGEÇMİŞ

1961¹de Samsun’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Sanata olan tutkusu yüzünden bir müddet Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi’ne devam etti. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine geçti. Üniversite hayatı sırasında Natuk Baytan’ın yanında reji asistanlığına başladı.

1976 yılında atıldığı sinema serüveni 1977 yılında çektiği ilk kısa metraj filmi olan “Karanlık Bir Dönemdi” adlı çalışmasıyla ilk meyvesini verdi. Film, 1982 yılında İFSAK tarafından “En İyi Film” ödülüne layık görüldü. 1982-86 yılları arasında gazetecilik yaptı. 1986’da ilk uzun metraj filmi olan “Gün Doğmadan” ile sinemaya dönüş yaptı.

ALDIĞI ÖDÜLLER

Gün doğmadan-1986
(Kültür Bakanlığı ve Yazarlar Birliği Ödülü.)

Çizme-1991
(Yazarlar Birliği Ödülü)

Beşinci Boyut-1993
(Uluslararası Salerno En İyi Film Ödülü)

52. Uluslararası Salerno Film Festivali Cumhurbaşkanlığı Büyük Ödülü

Gülün Bittiği Yer-1999
(1.Akdeniz Filmleri Festivali İnsan Hakları Özel Ödülü)

1999 Mevlana Büyük Ödülü

SİYAD Umut Veren oyuncu Ödülü

ayrıntılı bilgi : http://www.ismailgunes.net

fatih sultan mehmed

Osmanlı pâdişâhlarının yedincisi. İstanbul’un fâtihi olup, İkinci Murad Hanın oğludur. 30 Mart 1431 (H. 833) Pazar günü Edirne’de dünyâya geldi. Annesi Candaroğulları âilesinden Hadîce Alîme Hümâ Hâtundur. Küçük yaşta tahsiline ve yetişmesine çok ehemmiyet verilen Şehzade Mehmed devrin en mümtaz alimlerinden ilim öğrendi. İlk hocası Molla Yegan’dı. Meşhur din ve fen âlimi olup zâhirî ve bâtınî ilimlerde mütehassıs Akşemseddîn hazretleri şehzâdenin her şeyi ile bizzat ilgilendi. 12 yaşına gelince devlet idâresini öğrenmesi için Edirne’den Manisa’ya vâli olarak gönderildi. Kısa bir süre sonra babası tarafından tahta çıkarıldı. Ancak bundan faydalanmak istiyen yeni bir Haçlı ordusu 1444 Eylülünde Türk topraklarına girdi. Vaziyetin ciddiyetini anlayan Sultan Mehmed yazdığı mektupla babasını yeniden saltanata dâvet etti. Bâzı rivâyetlerde bu talep üzerine, bir kısım rivâyetlere göre de, durumun vahâmetini takdir eden İkinci Murad, kendi reyi ile İstanbul Boğazından Avrupa’ya geçerek Edirne’ye geldi. Derhal idâreyi ele alarak Varna’ya hareket etti.Gerek Avrupa devletlerinin hasımca davranışları, gerek Anadolu’daki Türk beyliklerinin nizâmı bozucu hareketleri, devleti çok sarsmıştı. 1444 Varna Zaferi ile Osmanlı Devletinin temelleri tam olarak sağlamlaştırılmış oldu.

1451 târihinde babası İkinci Murad’ın vefâtı üzerine İkinci Mehmed, ikinci defâ Osmanlı tahtına oturduğunda 19 yaşındaydı. Okumaya devam et

56-62 Yaş

Hudeybiye Antlaşması

Hicretin 6. senesinde, Müslümanlar Umre maksadıyla Mekke’ye doğru yola çıktılar. Ancak Kureyş müşrikleri Müslümanların, bu sene içerisinde Kâbe’yi tavaf etmelerine müsaade etmedi. Bu sıralarda Allah-ü Teâlâ Peygamberimize biat edilmesini emretti ve Müslümanlar Allah ve Resûlü yolunda canlarını feda edinceye kadar savaşacaklarına dair biât ettiler. Bu biata “Rıdvan Biatı” denilmiştir. Kureyşliler Medinelilerin Kâbe’yi tavaf etmelerine izin vermeyince iki taraf arasında Hudeybiye Antlaşması yapıldı.

Antlaşmaya göre;

– Müslümanlar ve müşrikler 10 yıl savaşmayacaklardı.

– Peygamberimiz ve sahabeler bu yıl Mekke’ye giremeyeceklerdi; ancak bir sonraki yıl girebilecekler ve burada üç gün kalabileceklerdi.

– Medine’deki Müslümanlardan Mekke’ye iltica edenler Müslümanlara iade edilmeyecek; fakat Mekke’den Medine’ye iltica edenler, istendiği takdirde geri verilecekti.

– Arap kabilelerinden isteyenler Peygamberimizle, isteyenler de Kureyşlilerle anlaşma yapabileceklerdi.

Peygamberimizin Hükümdarları İslâm’a Daveti
Okumaya devam et

Efendimizin a.s.m. 24 Saati!

Hiç merak ettik mi acaba, canımızdan çok sevdiğimiz Hz. Peygamber (sav) Efendimiz bir gününü nasıl geçiriyordu? Ne zaman yatıyor, nasıl kalkıyor ve bütün gün boyunca neler yapıyordu?

Peki O’nu niçin sevmemiz gerektiğini de biliyor muyuz? Güçlü bir iman ve derin duygularla bağlı olduğumuz peygamberimizi, ilim ve şuur yönüyle de tanımak ve bilmek, bizi gerçek kulluğa götürecek en büyük vesile olacaktır.

Sevmek Benzemeyi Gerektirir

Hz. Peygamber (sav)´i sevmek, herkese farzdır. Zaten, Cenab-ı Hakkı sevmek de buna bağlıdır. Allah-u Teâla’nın sevgili Peygamberini sevmedikçe, ona uymadıkça, Allah-u Teâla’yı sevmek saadeti ele geçmez.

Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

“De ki: Eğer Allah´ı seviyorsanız, bana tabi olunuz ki Allah da sizi sevsin.” (Al-i İmran; 31) Allah-u Teâla, Habib’ine böyle demesini emir buyurmaktadır.

Saadete kavuşmak isteyen kimse, bütün adetlerini, ibadetlerini ve alış-verişlerini, kısaca tüm yaşamını O’na benzetmeye çalışmalıdır.

Bir kimsenin sevdiğine benzemeye çalışanlar, benzemeye çalıştığı kimseyi sevene, sevimli ve güzel görünürler. Bunun gibi, Hz. Peygamberi (sav) sevenleri de Allah-u Zülcelal sever. Bundan dolayı, görünen ve görünmeyen bütün iyilikler, bütün üstünlükler, ancak Hz. Peygamber (sav)´i sevmekle ele geçer.

Allah-u Teâla, sevgili Peygamberini, insanların en güzeli, en iyisi, en sevimlisi olarak yarattı. Her iyiliği, her güzelliği, her üstünlüğü O’nda topladı.

Ashab-ı Kiramın hepsi, O’na âşık idiler. Hepsinin kalbi, O’nun sevgisi ile yanıyordu. O’nun ay yüzünü, nur saçan cemalini görmeleri, lezzetlerin en tatlısı idi. O’nun sevgisi uğruna canlarını, mallarını feda ettiler. Evet, Allah’ı seviyorum diyenlerin, Ashab-ı Kiram gibi olmaları lazım…

Hz. Peygamber (sav)´e tam ve kusursuz tabi olabilmek için, O’nu tam ve kusursuz sevmek lazımdır. Tam ve olgun sevginin alameti de O’na tam olarak mutabaat etmektir. Yani, her söz ve davranışını O’na benzetmek, kısaca O’na uymaktır.

Kur´an-ı Kerim ve hadis kitaplarında, Hz. Peygamber (sav)´e mutabaat etmenin, dinin vazgeçilmez bir esası olduğunu kesin olarak ifade eden ayet ve hadisler pek çoktur.

Oysa Efendimizin şerefli yaşamı hakkında bilgisi olmayan birisinin O’na mutabaat etmesi düşünülemez. Çünkü bilmeden uyulamaz.

Peygamber Efendimiz (sav)’in Gündelik Hayatı

Hz. Hüseyin (ra), babası Hz. Ali´ye (kv), Hz. Peygamber (sav)´in bazı hallerini sormuş, Hz. Ali de şu şekilde anlatmıştır:

“Evine izin isteyerek girerdi. Evindeki zamanını üç kısma bölerdi. Bir kısmını Allah ´a (ibadet), bir kısmını ailesine ve kendisine. Sonra da insanlara ayırırdı.”

Hz. Peygamber (sav)´in günlük olarak her zaman yaptığı gibi, sabah namazının farzından önce mutlaka iki rekat sünnet kılardı. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

“Sabah namazının iki rekat sünneti dünya ve içindekilerden hayırlıdır.” (Müslim, Tirmizi)

Hz. Peygamber (sav) bütün namazlarını huşu ve huzur içerisinde korku ve ümit arasında kılardı. Nitekim, Mutarrıf (ra), babasından şöyle nakletmiştir:

“Hz. Peygamber (sav)’i namaz kılarken gördüm, göğsünden değirmen sesi gibi inilti çıkıyordu.” Başka bir rivayette ise; “Göğsünden kaynayan tencerenin sesi gibi ses çıkıyordu.” (Ebu Davud, Nesai)

Hz. Peygamber (sav) ümmetine de, bu şekilde namaz kılmalarını emretmiştir. Nitekim Ammar bin Yasir´den (ra) rivayetle diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

“Bir kişi namazını kılınca, kendisine namazdaki dikkatine göre; namazın onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri ve yarısı kadar sevap yazılır.” (Ebu Davud, Nesai, İbn Hıbban)

Diğer bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuştur: “Farz namazlar teraziye benzer. Eksiksiz yapan çok kazanır.” (Taberani, İbn Hıbban)

Bu sebeple Hz. Peygamber (sav) namazlara çok büyük bir önem verirdi. Hz. Peygamber (sav) sabah namazının farzını, cemaate kıldırdıktan sonra, namazını kıldığı seccadenin üzerine, güneş iyice doğuncaya kadar otururdu. (Müslim)

Güneş Doğuncaya Kadar Zikir

Nitekim Enes bin Malik´den (ra) rivayet edilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
“Kim sabah namazını cemaatle kılar, sonra güneş doğuncaya kadar oturarak Allah´ı zikreder, sonra iki rekat namaz (işrak namazı) kılarsa, ona makbul tam bir hac ve bir umre sevabı verilir.” Enes (ra) der ki: “Tam bir hac ve umre sevabı” buyurdu. Bu sözü üç defa tekrar etti. (Tîrmizi)

Hz. Peygamber (sav) daha sonra uzaktan yakından kendisini görmeye gelenleri kabul etmeye başlardı. Gelenler halka şeklinde etrafında toplanırlardı. O, çevresindekilere vaaz eder, öğütler verir, sorularını cevaplandırır, hattâ gördükleri rüyaları tabir ederdi. Bazen sahabelere kendi rüyalarını anlatırdı.

Tavır ve Konuşması

Hz. Peygamber (sav)´in konuşması son derece tatlı ve gönül okşayıcı idi. Tane tane konuşur, her cümlesi, dinleyenler tarafından iyice anlaşılması için ayrı ayrı olurdu. Kahkaha ile gülmez, tebessüm halinde bulunurdu. O, insanların en halîmi, en yumuşak huylusuydu.

Hz. Peygamber (sav) şahsına yapılan, nefsine karşı işlenen hataları, yumuşaklıkla karşılardı; Allah´a ve imana yapılan, bir hücum olunca asla susmaz, gereken cevabı verirdi.

Hz. Peygamber (sav) insanların kusurlarını görmez, bazen görmezden gelir, çok zaman gözünü çevirir, kusurunu görse de yüzüne vurmaz, o kişiyle arasındaki saygı ve sevgi perdesini yırtmazdı.

Hz. Peygamber (sav)´in tevazusu, bilhassa insanlarla olan münasebetlerinde daha açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Meclisinde kim olursa olsun, konuşan kimseyi, sabırla dinler, haktan uzaklaşmadığı müddetçe sözünü kesmezdi.

Bir gün adamın biri, Hz. Peygamber (sav)´i görmeye geldi. Fakat Peygamberliğin haşmetinden o kadar etkilendi ki, titremeye başladı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav): “Korkma! Ben hükümdar değilim. Kuru et pişirerek karnını doyuran, Kureyşli bir kadının oğluyum.” buyurdu. (Hakim)

Hz. Peygamber (sav) kendi yakınlarına ve sahabelerine devamlı hoşgörülü olduğu gibi, düşmanlarını da, özellikle onlar güçsüz bulundukları ve teslim oldukları zaman bağışlamış, suçlarını affetmiş, sonunda da pek çoğunun iman etmesine vesile olmuştur.

Peygamberimizden bir şey istenildi mi, asla “Yok!” demezdi. O, insanların en cömerdi idi…

Nitekim İbn-i Abbas şöyle demiştir:

“Hz. Peygamber (sav) insanların, en cömerdi idi. Özellikle Ramazan aylarında daha fazla cömert olurdu.” (Buhari)

Duha Namazı

İnsanlarla sohbet etmesi, onların dertlerini dinlemesi genellikle, kuşluk vaktinin girmesine kadar sürerdi.

Kuşluk vakti gelince Hz. Peygamber (sav) bazen dört, bazen da sekiz rekat olmak üzere Duha namazı kılardı. Bu namazın fazileti hakkında şöyle buyurmuştur:

“Cennette, ‘duha kapısı’ denilen bir kapı vardır. Kıyamet günü bir münadi şöyle seslenir: ‘Ey Duha namazı kılanlar nerdesiniz? İşte gireceğiniz kapı burasıdır, Allah-u Teâla´nın rahmetiyle buradan içeri giriniz.” (Taberani)

Hz. Peygamber (sav) Duha namazını kıldıktan sonra evine gelir, ev işleriyle meşgul olur, elbise ve ayakkabıları tamir eder, hayvanlarını sağardı. (Ahmed bin Hanbel)

Öğlen Namazı

Hz. Peygamber (sav) daha sonra Öğle namazı için hazırlık yapardı. Öğle vakti girince camiye gider, öğle namazının farzından önce ve sonra kılınan müekked sünnetleri kılmayı ihmal etmezdi.

Efendimiz öğleden sonra istirahat ederlerdi… Okumaya devam et

AHDE VEFASI


Ebû’l Hamsa oğlu Abdullah diyor ki:

“Muhammed (S.A.V) ile bir satış muamelesi yapmıştım. Kendisine “Biraz bekle gelirim.” dedim; unutmuşum. Üç gün sonra hatırlayıp gittiğimde O’nu aynı yerde gördüm. Beni görünce sadece: “Bana eziyet ettin, üç gündür seni bekliyorum.” mukabelesinde bulundu.

Yaşlı bir kadın, Resûl-ü Ekremin (S.A.V) ziyaretine gelmişti. Efendimiz sordu:

– Sen kimsin?

– Müzeyne’den Cüsâme.

– Sen Hassâne misin, nasılsınız, ne haldesiniz, bizi görmeyeli ne yapıyorsunuz?

– Anam, babam feda olsun, iyiyiz. Kadın kalkınca, Hz. Aişe (R.A.) sordu.

-Yâ Resûlallah bu kadına çok alâka gösterdiniz!..

-Hatice hayatta iken bize gelir giderdi, ahde vefa imandandır.

İslâmiyetin kökünü kazımak için var güçleriyle saldıran Hevazin kabilesi, Huneyn savaşında esir olmuşlardı. Bu azgın ve kibirli kavimden birisi:

-Yâ Muhammed, bizde senin süt annelerin ve mürebbiyelerin var! dedi.

-Kendime ve Abdülmuttalib oğullarına ait esirleri serbest bırakıyorum, diye cevap verdi. Bunun üzerine diğer müslümanlâr da:

-“Bize aid olanları da Resûlullaha bağışlıyoruz!” dediler.

Emdiği sütün hakkına riayeten, mağlub fakat zalim bir kavmin esirlerini bile hiç karşılıksız salıvermişti.

Okumaya devam et

EŞSİZ TEVAZUU


Meşhur Hâtem-i Tâi’nin oğlu Adiyy, ülkesi müslümanlar tarafından fethedilince Bizans’a kaçmış ve sonra da Şam’dan Peygamber Efendimizin (S.A.V) yanına gelmişti. Adiyy, Medine’de muhteşem bir melik ile karşılaşacağını hayalinden geçiriyordu. Ama neyle karşılaşmıştı! Kendisi şöyle anlatıyor:

“Medine mescidinde Hz. Muhammed (S.A.V)in yanına girdiğimde selam verdim.

– Bu zât kimdir? diye sordular; ben: – Hâ-tem oğlu Adiyy dedim. Ayağa kalkıp beni evlerine götürdüler. Vallahi bunu doğrudan doğruya ve şuurlu olarak bana yapıyorlardı. Yolda, yaşlı ve zayıf bir kadın O’nu karşıladı ve durdurdu. Sözü bitinceye kadar uzun zaman kadını bekledi. Ben, kendi kendime: Vallahi bu melik değil! dedim. Sonra beni evine götürdü; içi lif dolu deriden bir yastık alarak bana uzattı ve – Buyur buna otur! dedi. Ben:

– Hayır, siz oturun, dedim. – Hayır siz diye tekrar ettiler; oturdum. Kendileri de kuru yerde oturdular. Ben yine kendi kendime -Vallahi bu bir melikin yapacağı bir iş değil dedim. Sonra kendisi söze başladı:

– Hâtem oğlu Adiyy, sen Rekûsi mezhe-bindensin değil mi?

– Evet.

– Sen kavminden ganimetin dörtte birini alıyor muydun?

– Evet alıyordum.

– İşte, bu, senin dinine göre sana haramdı.

– Evet hakikaten öyleydi. (Bu sözünden anladım ki Muhammed Alevhhisselâm, gönderilmiş bir peygamberdir. Çünkü herkesin meçhulü olan gizli, şahsi bir meseleyi biliyordu.)

Abdullah bin Câbir (R.A.) diyor ki, “Medine’de bir yahudi vardı. Kesim zamanı, karşılığında hurma almak üzere bana para verirdi. Bir yıl hurma iyi olmadı. Kesim zamanı yahudi bana geldi, fakat verecek birşey bulamadım. Gelecek yıla tehir etmesini rica ediyordum kabul etmiyordu. Peygamber Efendimize (S.A.V) haber verilmiş. O da ashabına: – Haydin, Câbir için yahudiden mühlet isteyelim, demiş. Hep beraber hurma bahçeme geldiler. Resûl-ü Ekrem (S.A.V) yahudiye söylüyor, fakat ya-hudi: – Ya Ebe’l Kasım, mühlet vermem! diyordu. Efendimiz (S.A.V) kalkıp hurmalığı gezdiler, tekrar gelip yahudi ile konuştular, o yine kabul etmedi. Kalktım biraz yaş hurma getirip Efendimizin (S.A.V) önlerine koydum, yediler, sonra: – Çardağın nerede? diye sordular. Yerini söyledim. – Oraya birşey ser! dediler. Serdim. Gidip biraz uyudular. Sonra uyandılar. Bir avuç daha hurma getirdim, yediler. Tekrar yahudi ile konuştular; o yine redetti. Sonra bana: – Câbir, hurmayı topla ve borcunu öde buyurdular. Câbir der ki: – Allah hurmaya bereket verdi; hem borcumu ödedim hem de arttı.”

Anlatılanlar bize, Resûlullahın (S.A.V) hareketlerindeki kolaylık, sadelik ve tevazuu tasvir ediyor.

Okumaya devam et

KEMAL-İ ŞECAATİ


Daha çocukken “Lât ve Uzza hakkı için” diyerek kendisinden birşey istenildiğinde şöyle cevap vermişti: “Onlar adına benden birşey istemeyin. Vallahi onları sevmediğim kadar hiç birşeyi sevmez değilim…”

Kavminin putlarına karşı böyle bir cesaretle nefretini ifade eden çocuk, aslında örtüsüne bürünmüş kızdan daha utangaç olduğu halde hiçbirşeyden korkmuyordu.

On yedi yaşında, iki amcasıyla beraber Yemen seferine çıkmıştı. Bir vadide, azıp kaçmış, vahşileşmiş bir deve gördüler, herkes kaçınıp sakındığı halde genç Muhammed (S.A.V) derhal önüne geçmiş, onu yularından yakalamıştı.

Su ile dolu bir vadi karşılarına çıkmıştı; kafile korktu ve durakladı. O hemen ilerledi ve “Beni takip ediniz.” dedi.

Hz. Ali der ki, “Harb kızıştığı, gözler yuvasından fırladığı zaman Resûlullaha sığınır, onunla korunurduk. Hiç kimse düşmana ondan yakın olamazdı.”

Medine halkı, bir gece korkunç bir ses duyduğu için o cihete hareket etmek üzere idiler ki, çıplak bir at üzerinde, yalın kılınç “Korkmayın birşey yok” haberini getiren Resûlullah (S.A.V) le karşılaştılar.

Huneyn muharebesinde herkes sağa sola kaçışırken… O bineği üzerinde, dağ gibi yerinde, şöyle haykırıyordu: “Ben Allah’ın Peygamberiyim; bunda yalan yok. Ben Abdülmuttalib’in torunuyum.” O gün de O’ndan daha çok sebat eden ve düşmana O’ndan daha yakın olan görülmemişti.

İşte şecaat bu iki durumda ölçülür: Tehlikeye koşmak ve gerektiğinde ölüm çemberinde sebat etmek. Evet sabrı en güç, tahammülü en zor olanlar bunlardır.

Dostlarını işkence ve ölüm korkusundan Habeşistan’a ve daha sonra Medine’ye gönderip Mekke’de tek başına herkes hicret edinceye kadar beklediği, hatta o yalnızlığına rağmen hergün Kabe’ye gelip ibadet ve Kur’an okumasına aynen devam ettiği zamanlarda gösterdiği cesaret O’nu bu vasfı açısından da eşsiz kılmıştır.

ibret.net

50-52 Yaş

Akabe Biatleri 

Bi’setin 11. yılında Akabe mevkiinde İslâmiyet’le şereflenen altı Medineli, bir sene sonra aynı yerde buluşacaklarına dair Resûl-i Ekrem Efendimize söz vermişlerdi.  İlk görüşmelerin üzerinden bir sene geçip, hac mevsimi gelince içlerinde, bir sene önce İslâm’la şereflenmiş altı kişinin de bulunduğu on iki kişilik bir kafile Mekke’ye doğru yola çıktı. Bu kafile, Akabe denilen yerde gece vakti Peygamberimizle buluşarak Resûlullah’a şu altı hususta biat ettiler: 

– Allah’a hiçbir şeyi eş ve ortak koşmamak,
– Hırsızlık yapmamak,

– Çocuklarını öldürmemek,

– Zina etmemek

– Kimseye iftirâ etmemek,

– Hiçbir hayırlı işe karşı çıkmamak

Bu hadiseye İlk Akabe Biatı adı verilmiştir.

Bir müddet sonra Medine’de İslâm yayılmaya başladı ve buradaki Müslümanlar Resûlullah’tan, kendilerine İslâm âdâp ve erkânını öğretecek bir Kur’ân muallimi gönderilmesini istediler. Resûl-i Ekrem onların bu tekliflerini, fıtraten oldukça nazik, aynı zamanda güzel bir simaya sahip olan Hz. Mus’ab bin Umeyr Hazretlerini Medine’ye göndererek kabul etti.
 

Bi’setin 13. senesinde İkinci Akabe Biatı gerçekleşti ve ilk Akabe biatinde bulunan on iki kişinin de bulunduğu yetmiş beş kişi gelerek Peygamberimize biat ettiler.  

Medine’ye Hicret Okumaya devam et