Category Archives: üstadlardan

Ne güzel söyler Alper Abi!

“sevdik mi dolanırız kendimizle ha bire
yalnızlık peyda olur, bin bir çeşit yalnızlık…
başlar dama oynamaya bizimle dünya
istemesek de işte kurallıdır elimiz
son taşımız yetmez devirmeye o yari
çünkü dama böyledir; acı çekmek mecburi”

 

[alper gencer]

 

 

Reklamlar

Kuyruğunu Dik Tutan Fare

Ormanın birinde sürekli diğer hayvanlara musallat olan bir fare yaşamaktadır. Fareden çok çeken hayvanlar günün birinde toplanır ve ondan kurtulma görevini “ezeli düşmanı” kediye verir. Farenin peşine düşen kedi onu bir ağacın altında olacaklardan habersiz beklerken görür, usta bir avcı gibi sessizce yaklaşır arkasından. Pençesini kaldırır, ama kedinin gölgesini gören fare şimşek hızıyla fırlar. Hızlı bir kovalamaca sonunda düz bir ovaya gelirler. Sağına soluna bakan fare kaçacak yer olmadığını görür.

Tek çare, düz ovanın ortasında yalnız başına otlamakta olan inektir. Nefes nefese ineğin yanına doğru koşar ve başlar yalvarmaya. Fareden az çekmeyen inek önce yardım etmek istemez ama yalvarmalarına fazla dayanamaz ve onu saklamaya razı olur. “Peki, peki. Uzatma da geç şöyle arkama” der inek.

Fare arkasına geçince inek pisliğini üzerine bırakır. Fare pisliğin içinde kaybolur, ancak dik kuyruğu dışarıda kalmıştır. Kuyruğu gören kedi hemen ineğin yanına gelir. Kuyruğundan tuttuğu gibi fareyi pislikten çıkarır ve oracıkta yer.

1. Üzerinize her pislik atan düşmanınız değildir.
2. Sizi pislikten çıkaran herkes dostunuz değildir.
3. Boğazınıza kadar pisliğe gömülmüşseniz, kuyruğunuzu fazla dik tutmayın.

dün;bugün;yarın

kabe_kapisiRabbim! Sen olmasan kimin aklına gelirdim ben?”

ibrahim tenekeci

 “anladım ki marifet Allah’ı aramakmış

sanat bu,gerisi çelik çomakmış.”

necip fazıl

“canı kim cananı içün sevse  cananın sever

canı içün kim ki cananın sever canın sever”

fuzuli

BABIALİ’nin Hekimoğlu’su

aynen burada da paylaşıyorum gazetede okuyamayanlar için.
buyrun örnek alınması gereken hayat…Dualarımız sizinle Üstad…

İrfan Özfatura
irfan.ozfatura@tg.com.tr
09 Ağustos 2009 Pazar
<
BABIALİ’nin Hekimoğlu’su

“Hekimoğlu İsmail” müstear ismiyle 40’ın üzerinde kitap ve sayısız makaleye imza atan yazar Ömer Okçu, bugünlerde çok hasta. Babıali’nin usta kalemi sevenlerinden dua bekliyor.

Minyeli Abdullah ile Erzincanlı Ömer arasında pek fark yoktur aslında… Ha Mısır’da maznunsun, ha Türkiye’de parya… Dinini, milletini, devletini seven orada da horlanır, burada da.

DUALARINIZI BEKLİYOR
Çengelköy’de ziyaret ettiğimiz Ömer Abinin okuyucularımıza çok selamı var. Yüzünden okunsa da ızdırabını saklıyor. Ne şikayet ne yakınma… Sadece dua bekliyor.

Altmışlı yıllar. Ümraniye henüz avuç içi kadar. Merkez dediğin beş on sokak. Üç beş sokak da Sondurak’ta… Çakmak mahallesi şekillenmemiş daha… Tabiri caizse mezra…
Ana caddeyi saymazsanız yol yok, elektrik yok, su yok.
Ama kasap var, berber var, yazlık sinema var. Bakkallarda çivit, ispirto, üç ortalı harita metod, timsahlı kalem, teneke kutuda bisküvi ve zambo sakız satılıyor. En gözde ürün gaz ve lamba camı… Lüküs hakikaten lüks, benim diyenin eline geçmiyor..
Fırıncı merkeple ekmek dağıtıyor, yumurta saman dolu sepetlerden seçiliyor.
Bahçesinde tulumba olmayanlar galvaniz kovaları yükleniyor, en az kırk kişinin beklediği çeşme başında sıraya giriyor.
Otobüs parmak hesabı, kaçıran taaa Kısıklı’ya yürüyor. Okumaya devam et

Sağlık…

elhamdülillah geç olmadan anladım sağlığın çoook önemli bir şey olduğunu.

günlük yaşantımızda kendimizi o kadar yıpratıyoruz ki…kendmizi için başkaları için durmadan çalışan bedenimiz pes diyor sonunda.ya bir hastalık çıkıyor ya da şu çağın hastalığı (ama bana göre hastalık olmayan) stres orataya çıkıyor.

bizim de ayağımıza bir rahatsızlık nasip oldu. hamdolsun bununla kalır inşaAllah.

ayaklarıyla insan neler yapıyor aman Allah ! değerini bilmiyoruz bedenimizin.

beden hep beden de Allahu Teala’nın bahşettiği hem bedene hem ruha sahip çıkmalı.

Allah o aklı fikri vere inşAllah.

Allahu Teala Ümmet-i Muhammed’in şifa bekleyenlerine(bize de ) Şafi’ adıyla şifa bahşetsin. amin.

Üstad’ın bir şiiriyle bitireyim :

“…

Yaram var, havanlar dövemez merhem;
Yüküm var, bulamaz pazarlar dirhem.
Ne çıkar, bir yola düşmemiş gölgem;
Yollar ki, Allah’a çıkar, bendedir.

                                            necip fazıl”

Yüzler ve sözler

Mezartaşı Yontucusu

mezartaşı yontan bir adamın gözleri
miras pay edilirken uykusu gelen
bir çocuk gibi
bomboş bakar dünyaya.
der ki bu şenlikistanda
her şeyin varisi benim adım muamma
kuruyan yüzünüzü ancak ben onarırım
cilt bakım setleri gider boşa
size bembeyaz bir yüz yaparım.

Kör

Körüm ben, aydınlığa karşı kötürüm
umrumda değil gündüzün uzaması
hiç karışmam Tanrı’nın işine
mesela kaç ölçek kırmızı katıyor güle
-gül neyse-
körüm ben, seslerden insan yaparım
dolaşıp dururum gece bekçisi gibi
şart olsun ki
insan burda karanlıktan kuruyor
bana mı bulaştı yoksa,
dünyanın isi.

Mecnun

kusura kalma teselli hazretleri
sana layık bir mürit olamadım besbelli
büyük şehirlerin küçük içinde
dansa kaldırılan utangaç bir kız gibi
buldum bu dünyada kendimi.
ve camları hohlayıp da çizdiğim resimlerden
bir ben kaldım ve sevgilim
suyu ihmal edilmiş fesleğen gibi gitti
gözlerim terledi yolunu gözlemekten.

Sevgili

gökyüzü kapalı ben açık hece
bir dua damlar yapraklarıma
ceylan derisinden bir ezan sesi
gelir ve cilt olur dudaklarıma.

Foto ali

bir vesikalık kestim aynanın içinden
pazar ola ey çünkü ben
yana yatmayan saçları gibi bir insanın
hep şuna inandım,
geciken bir mektup, düşünün sevgilinizden
işte o mektup benim, siz karşımda gülerken
üzüntümdür yüzünüzde patlayan
foto ali ben
falso alırken her şey hayatın karşısında
çoğaltırım sizi hiç üşenmeden.

Dilenci

ey insan sana küstüm çünkü sen beni
birazdan kurşuna dizilecek bir mahkum gibi
bıraktın ve gittin endişe limanında.
ama sorarım, mesela samatyada
kimin bahçesi daha büyük
ölümden.

Cüce

kurban olduğum,
iki ters bir düz örerken insanları
birkaç ilmek daha atsaydın bu fakire
sevaba girerdin ve
olmazdı kimseye hıncım
ama şimdi üç beş santim için
zıplayıp duruyor elim ayağım.

Deli

deli sizsiniz böyle bir çağda
akıllı kaldığınız için.
ben sizin
akla hayale sığmayan yanınızım
siz ki dünyayı üstünüze giyseniz
yine de açıkta kalırsınız çünkü gözleriniz
dipsiz bir ambar sanki.
ah siz,
mezarlıklar müdür olsanız bundan daha iyi
bir koyup hiç almasanız bir tohum gibi
kendinizi toprağa.

İbrahim Tenekeci

En Sevgili

 


Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome’nin Belkıs’ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Yıllar geçti saban olumsuz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca’da Emirgan’da
Kandilli’nin kurşuni şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili

Sezai Karakoç