Category Archives: yerli sanatçılar

ümmet senfonisi

harika bir ezgi. zaten seslendiren de Ömer Karaoğlu !

unutturmamak için geçmişi ve hep birlik- beraberlik için !

elif ba

siyahnur.com’dan başarılı bir kısa film çalışması…

secdem Sanadır_ muhammed ilhan

medine yolunda_ hasan dursun_dinle


hasan dursun_medine yolunda_dinle

mustafa cihat _ ne güzel _ dinle

iki gözümsün

Esselamu aleykum

Siz böyle eserleri dinlerken ne hissedersiniz ne

 düşünürsünüz bilmem ama [paylaşırsanız bilirim J ]

 ben hep aklıma aşk-ı Rasul ‘u getiririm. Mecazdan

öte mana aşkı.

Şarkılarla hiç aram yoktur.ezgiler paklar beni J

Uğur ışılak’ın mükemmel eserleinden birisi.

Beğeneceğinizi umuyorum.

Vazgeçmem güneşi verseler elime

 Yanarım yolunda ben Senden vazgeçmem

Sanadır her şiir her söz ve her kelime Sunarım yolunda

ben Senden vazgeçmem Sen benim alın yazımSen benim derdim

 sızımSen benim özüm sözüm Sen benim iki gözümsün 

“Sözler yetim sözler öksüz

 gönlümden gönlüne sadece buruk bir selam var

Ve Sana dair bildiğim bir tek kelam var

Özüm sözüm iki gözüm” 

Vazgeçmem almışım bu aşkın tadını

Kanarım yolunda ben Senden vazgeçmem

Daha ne isterim her demde adını

Anarım yolunda ben Senden vazgeçmem

DUA

Ey ezelin ve ebedin
ey yerin ve göğün maliki olan Rabbim
ismini isminin yanına yazdığın Sevgilin Habibin hürmetine
yardım eyle Muhammed ümmetine…

zulmedenin zulmünü
al başına geçir ya RAB
ve ebabil kuşlarını
başlarında uçur ya RAB

uykularının vahını
çektük dua silahını
sen mazlumların ahını
zalimlerden çıkar ya RAB

RABBİM Sanadır dilekçem
çaresizlik tek gerekçem
boynum bükük bozuk lehçem
zalimleri batır ya RAB
zulmedeni bitir ya RAB

mazlumları üzenleri
kudretinle Sen ez ya RAB
mü’minler çaresiz kaldı
kördüğümü Sen çöz ya RAB

CELALEDDİN ADA

kokusu gelir [abdullah akbulak]

hani bir yanımız [ömer karaoğlu]

la ilahe illa Allah [ömer karaoğlu]

faran dağlarında açan SEVGİLİ

Elli Iki Gün – DURSUN ALİ ERZİNCANLI

Alemlerin Rabbi olan Allah
Bir peygamber gönderecekse eğer,
Yıldızlarla duyurulur bu haber.
Üç yıldız, kainatı bu haberle müjdeler.

Şimdi son kez doğacak yıldızlar
Müjde üstüne müjde
Nur üstüne nur gibi,
Şimdi son kez müjdeleyecek
O son aziz Peygamberi…

Elli iki gün var…
Hane-i Saadet’te hüzün ve sevinç iç içe
Tesellisini bekliyor annelerin annesi,
Eşini kaybetmiş hazin bakışlarıyla
İncisini bekliyor
Belki o minik kalp atışlarını duyuyor.
Belki gözyaşı döküyor,
Babasız dünyaya geleceğine,
Ama taşıdığı rahmetin farkındadır Hz. Amine…
Tam elli iki gün var.
Ve yıldızlarında ötesinde hazırlıklar…
Kuşlar var,
Kuşlar…
Bakışlarıyla mesafeler aşmakta…
Kuşlar;
Dünyadan çok uzakta;
Ama hızla dünyaya yaklaşmakta…

Tam elli iki gün var…
Mekke-i Mükerreme’de bir felaket haberi;
Yemen valisi Ebrehe, Kabe’ye saldıracak!
Abdülmuttalib’in alınan iki yüz devesi…
Mekke reisi, develerini istiyor,
Kabe’nin sahibi Kabeyi koruyor!

Ebrehe öfkeli; ‘Onu bana karşı kimse koruyamaz’ diyor.
Kureyş’in Ulusu son sözünü söylüyor;
Ben Ona karışmam, işte Sen işte O…
Elli iki gün var…
Mekke halkı tepelere yürüyor, dağ başlarına
Mekke boşaltılır, Harem-i Şerif mahsun, Abdülmuttalib mahsun…
Kureyş’in Ulusu Kabenin halkasına tutunur,
İlahi, dokunulmazlığı tehlikeye düşmüş olanları koru…
Kabe’yi ve Kabe Halkını Koru…

…Ve ardından O’da yürür Dağlara,

Bir tek örtüsü kalır Kabe’nin
Yemen alacası bir örtü…
Hane-i Saadet yalnız, makam-i İbrahim yalnız…
Hicri İsmail, Hacer-ül Esvet,
Ve Kabe-i Muazzama yapayalnız…

Ve Kuşlar;
Ayak yapılarından belli ki, sadece uçmak için yaratılmışlar,
Bir yere kesinlikle konmayacaklar…
Kuşlar… hızla dünya semasına yaklaşmakta.

Elli iki gün var…
Muassaf vadisinde Ebrehe’nin ordusu,
En önde devasa bir fil, ardında altmış bin sefil,
Kabe’yi yıkmak için harekete geçiyor.
Daha adımını atmadan fil, Ebrehe’nin yol göstericisi Tufeyl,
Yaklaşıp kulağına bir şeyler fısıldıyor…

‘Mamut, sağ ve selametle geldiğin yere dön!,
Çünkü sen, Allah’ın dokunulmaz kıldığı memlekettesin…’
Ve Tufeyl’de çekilir dağlara…
Ve fil dizlei üstüne çöker… orduda bir kargaşa.
ne oldu bu file?, yönü başka tarafa çevrilince koşuyor,
Hem de delice bir süratle…
Ama Kabe’ye doğru döndürülünce yüzü, kapanıyor dizlerinin üstüne.
Ucu sivri demirler sokuluyor burnuna, Mamut kalksın ve yürüsün diye,
Ama nafile…
Tam o esnada gökyüzünde Yemen tarafında bir karartı,
Kapkara bir bulut gibi, deniz üzerinden git gide yaklaşan,
Yaklaştıkca netleşen bir karartı…
Ve dehşetle açılan gözler…

Ve sapsarı kesilen yüzler…
Bir ses:
‘Dayana bilecekseniz bakın’ diyor. Çünkü,
Gökten Ebabiller yağıyor…

Yeryüzünde hiç görülmemiş kuşlar, irili ufaklı, bölük bölük, fırka fırka,
Birbiri ardınca,
Başları vahşi hayvanların başı gibi, gagalarında ve ayaklarında taşlar,
Pişirilmiş çamurdan.
Kanatları benek benek karbeyazı,
O ilahi nur’dan, ve alınlarında bir yazı…
EL KAHHAR

Belli ki azap için yaratılmışlar.
İşte başlıyor azap…
Ebrehe ile altmışbin kişilik ordusu ve sicim gibi yağan taşlar…
Taşlaşmış yürekleri söküp çıkaran taşlar.

Elli iki gün var,
Kabe yalnız değil, Kabe sahipsiz değil.
Ve haykırıyor Kabe;

Hani nerede ordunuz?
Hani gururlanıyordunuz?
Hani kaçış yurdunuz?
Hem nereye kaçıyorsunuz?…

Takip eden Allah, nereye kaçıcaksınız?
Takip eden Allah…

Bu gün fil ordusundan bu azabı tatmayan hiç kimse kalmayacak.
Ebrehe malup, galip olan Allah,
Biliniz ki sonunuz alevli bir ahtır.
İntikam alanların en hayırlısı Allah’tır.

Yarabbi;
Bu gün ve bu günden sonra,
Eğer bir Ebrehe ruhu, toplayıp ordusunu, yürürse haremine…
Ne olur Ebabillerini gönderme.
Muhammedi muhabbetle dolu bir tek kalpde duruncaya dek gönderme kuşlarını.

O gün dağlara çekilen halk,
Nasıl korku içinde izlediyse Onları,
Bu gün Ebabiller izlesin bizi,
Ve yeryüzü duysun sesimizi…

Kabe’i Muazzamanın koruyucusu biziz,
Çünkü biz Ümmeti Muhammediz…

Ebabiller uzaklaşırkan Mekke’den
Kabe’i Muazzama Gönüller Sultanı’nı bekkliyor.
Anneler Anne’si Gül’ünü bekliyor…

Tam elli iki gün var…

gül sultan (a.s.m.)

dem bu demdir [mehmet emin ay]

Firkatin nariyle gönlüm, yan olur, püryan olur,
Varlığın zevk-u sefadır, yokluğun giryan olur,
Ay yüzün gören gözlerim, mest olur hayran olur,
Yakma ey can, yakma kalbim, ateş-i suzan olur.

Bağ-ı aşka düşen gönül, bülbül-i nalan olur,
Can-ı bülbül ol gülşende, aşk ile devran olur,
Gülyüzün gören gözlerim mest olur hayran olur,
Yakma ey can, yakma kalbim, ah ile efgan olur.

Vuslatın aşkıyla gönlüm, şad olur şadan olur,
Derd-i aşkın neyleyim ki, derdime derman olur,
Nur yüzün gören gözlerim, mest olur hayran olur,
Yakma ey can, yakma kalbim, ateş-i niran olur.

aşkına [dursun ali erzincanlı]

Sana (a.s.m.) aşık olanların
Sana (a.s.m.) aşkla yananların sevdası var içimde
her birinin gözlerinde bir mekke
yüreğinde bir medine yaşıyor
Sana (a.s.m.) hasret duyanların
yalnız Seni (a.s.m.) ananların özlemi var içimde
gözlerinde senden kalma bir haya
sözlerinde muhabbetin yaşıyor
taşlar yağsa üstlerine ey Nebi (a.s.m.)
taifteki şefkatin var
kovulsalar yurtlarından medineye hicretin var
terkedilse bir kösede
dost olarak himmetin var
Sıddık (r.a.)gibi sadıkların
Ömer(r.a.) misali adillerin
Osman(r.a.) yüzlü Ali(r.a.) sözlü yiğitlerin var
hem Kur’anın Sünnetin var
sana (a.s.m.) köle olanların gül çehrene dalanların sevdası var içimde
her birinin gözlerinde Aişe(r.a.) yüreğinde Fatımalar (r.a.)yaşıyor
taşlar yağsa üstlerine ey Nebi (a.s.m.)
taifteki şefkatin var
kovulsalar yurtlarından medineye hicretin var
terkedilse bir kösede
dost olarak himmetin var
Sıddık (r.a.)gibi sadıkların
Ömer (r.a.)misali adillerin
Osman(r.a.) yüzlü Ali (r.a.)sözli yiğitlerin var
hem Kur’anın Sünnetin var

Sana (a.s.m.) aşık olanların
Sana (a.s.m.) aşkla yananların sevdası var içimde
her birinin gözlerinde bir Mekke
yüreğinde bir Medine yaşıyor
Sana (a.s.m.) hasret duyanların
yalnız Seni (a.s.m.) ananların özlemi var içimde
gözlerinde Senden (a.s.m.) kalma bir haya
sözlerinde muhabbetin yaşıyor